www.MABETH.net

Müziğin ve Şiirin Mabeth'ine hoşgeldiniz

8 Kasım 2009 Pazar

Aşklı Haller (Şiir Klip)

14 Ekim 2009 Çarşamba

YALNIZSAM, YARIMSAM YOKLUĞUNDA


YALNIZASAM, YARIMSAM YOKLUĞUNDA
DUVARLARLA KONUŞUYORSAM SEN DİYE
ŞİZOFRENİ NÖBETLERİ YAŞIYORSAM HER GECE
SEN YOKSAN YANIMDA BU KADERMİ SENCE
BEN SİYAH BEYAZ BİR MATEM HAVASINDAYSAM
BUNDA BENİM SUÇUM, SENİN PAYIN NE?

ÇEKİP GİTMİŞSEN BENİM GÜNAHIM NE?
ŞARKILAR DAHA ACI GELİYORSA BANA
EN ARABESK MATEMLERİN ADAMIYSAM ARTIK
ELLERİMİ KANATIRCASINA ACI VERİYORSAM KENDİME
ŞARKILARDAN FALLAR TUTUYORSAM GELECEKSİN DİYE
BUNUN SEBEBİ SEN DEĞİLMİSİN SENCE?

GÖKYÜZÜNE VE İNSANLARA BOŞ BAKIYORSAM
RENKLERİM ANLAMLARINI YİTİRMİŞSE KÖRÜ KÖRÜNE
HİÇ BİR YEMEKLE BESLEYEMİYORSAM KENDİMİ
AYNI ELBİSELERLE OTURYORSAM GÜNLERCE
SENİ SORANLARA O KİM? DİYE SORUYORSAM
RUH HALİM ÇOKMU SAĞLAM SENCE?

HAYATIMDA İMLA HATALARI YAPIYORSAM
NOKTAYI YANLIŞ YERE, VİRGÜLÜ YANLIŞ YERE KOYUORSAM
TÜM EDEBİ KURALLARI ALT ÜST EDERCESİNE ŞİİRLER YAZIYORSAM
BAZEN ŞAİRLİĞİMDEN KAÇIYORSAM, KÂĞIDI KALEMİ BIRAKIYORSAM
SADECE SANA ŞİİRLER YAZIP DİĞER HÜZÜNLERİMİ BOYNU BÜKÜK BIRAKIYORSAM
BUNDA BENİM SUÇUM, SENİN PAYIN NE?

İbrahim KAPLAN – MABETH
14 EKİM ÇARŞAMBA – 00.06

19 Eylül 2009 Cumartesi

ŞİFRE – MABETH (E.B.O.H.A)


Yıl 1997 dört arkadaş bir gün yaradanın istemesiyle bir araya gelir ve o günden sonra hayatları artık eskisi gibi değildir.
İsmail, Suat, İbrahim, Mustafa işte bu dört arkadaşın da ortak noktaları müzik olmuş ve kader onları bir yerde buluşturmuştur.
1997 yılı Eski adı Tekila olan ve yeni bir oluşumla adını MABETH olarak değiştiren grubun kurulmasıyla başlar, gruba en son İbrahim dâhil olmuştur ilk önce baterist olarak girdiği grupta solist olarak devam etmiştir ve mabeth son halini almıştır.
Hayat onlar için artık daha farklıdır sürekli müzikle iç içe olurlar, yeni besteler ve şarkılar yaparlar bunun yanında Barış Manço, Cem Karaca, Erkin Koray ve genç nesilden Haluk Levent şarkıları söyleyerek yolların devam ederler.
Bu müzik yolculuğu öyle hızla akıp gider ki Allah bu yolda müthiş sürprizleriyle ara ara mucizeler yaratır.

Yıl 1998 ve Mabeth biraz daha bilinçli bir müzik yapma yolunda yavaş ama emin adımlarla ilerlemeye başlar. Mustafa, İbrahim ve Suat besteler yapmaya devam ederler, İsmail ise bşr türlü beste yapamadığından dert yanarak arada bir keşke bende gitar çalmaktan öteye geçip beste yapabilsem diye Allaha bazen seslenir.
Elbet birgün Allah ona da nasip edecektir beste yapmayı, o yıl Suat’ın ilk bestesiyle heyecanlı geçer Ayrılık Vakti adlı şarkı yep yeni heyecanlar katar Grup Mabeth’e Suat sanki daha önce hiç olmadığı bir ruh haline girmiştir ve bu şarkı dinleyen tüm insanlar tarafından büyük bir beğeni toplar.
Bu bestenin peşini yeni şarkılar izlemeye devam edecektir.
Mabeth’in yaptığı bu ilk beste gruptaki herkese ilham vermektedir, Suat sanki içindeki yıllanmış duyguları küçük bir şarkıya sığdırıp dillendirmiştir.

Bu besteden sonra Mustafa, Otoban adlı ikinci besteyi yapmıştır, kendi hayatların Otobanın sol şeridindeki bu uzun yolda hızla ilerleyen bir arabaya benzetir ve o müthiş şarkı dökülür beyaz kâğıda.
Grupta herkes bu şarkıya farklı anlamlar katmıştır, İsmail gitarıyla, Suat Bas Gitarıyla, Mustafa Baterisiyle, İbrahim ise sesiyle farklı bir yola sokmuştur şarkıyı.
Bu Otoban da daha yazılması gereken çok şarkı vardır ve bu Grup kurulurken ne olursa olsun dağılmamak için söz vermiştir.
O yıllarda herkeste olduğu gibi Mabeth’in de başında kavak yelleri esmektedir, birçok aşk hikâyesi sığdırırlar bu uzun yola ve tabi yazılması gereken daha birçok şarkı vardır.
Müzik hiçbir zaman susmaz ve Yaradan hep onlarla birliktedir, birçok mucize gerçekleşmek üzere yaradan tarafından yola çıkarılmıştır.


‘’SİHİRLİ STÜDYO VE UZUN SAÇLI ADAMLAR’’

1998 sonlardır Grup Mabeth artık stüdyo çalışmaları yapmaya başlamıştır, stüdyo olarak il durakları taksim lay lay lom stüdyo olur ve stüdyoya ilk geldiklerinde çalışma yapan diğer grupları görürler, galiba biz bunlar kadar iyi bir grup olamayacağız diyerek stüdyoda çalışmaya başlarlar.
Grubun kuruluşundan bu yana 2 yıl geçmiştir ama kimse kendisini iyi bir müzisyen gibi hissetmez hala üzerlerinde o çekingenlik durmaktadır, bu işte amatör ruhtur.
Gerçek anlamda ki bu ilk stüdyo Mustafa’nın bagetlere vurmasıyla start alır, İsmail hafifçe elektroya dokunur, Suat bas gitarını okşar gibi çalmaya başlar, İbrahim ise biraz titrek ama emin bir ses ile şarkıyı söylemeye başlar ve ilk şarkı Haluk Levent – Yollarda Bulurum Seni yankılanmaya başlar stüdyoda.
Mabeth grubunda sadece İsmail ve Mustafa müzik eğitimi almıştır bağlama ve klavye ile başlayıp gitara uzanan bir eğitimdir ve İsmail bir şef maharetiyle yön vermeye başlamıştır Grup Mabeth’e, ilk şarkı bittiğinde Mabeth çok mutludur ilk söz Suat’tan gelir oldu galiba diyerek gülümser, herkes yaptık galiba der ve kahkahalar yükselir.

Stüdyo da sıra Mabeth’in ilk şarkısı Ayrılık Vaktine gelmiştir, İsmail işaret verir Suat basgitarı uyandırır, İbrahim yol arkadaşı mikrofona sarılarak Mustafa ile göz göze gelerek şarkıyı seslendirmeye başlar.
Ayrılık Vakti Taksim Lay lay lom Stüdyoda dolaşmaya başlar, Kayıt odasındaki uzun saçlı ve sakallı adam şarkının büyüsüne kapılarak birasını yudumlamaya başlar ve stüdyo kapısını aralayarak yere çömelir şarkıyı canlı canlı dinleyerek içmeye devam eder.
Uzun saçlı ve uzun sakallı adam şöyle seslenir Grup Mabeth’e: Sizden bu şarkının şerefine stüdyo ücreti almayacağım diyerek stüdyoyu bitene kadar olduğu yerden demlenerek izler.
Uzun saçlı adam bir şarkı ister, istediği şarkı Haramilerden Mavi Duvardır ve dolabından 4 bira daha çıkarır tüm grup elemanlarına dağıtır, herkes birer yudum alır ve şarkı bir senfoni edasın da başlar.
Uzun saçlı adam şarkının büyüsüne kapılmıştır ve gözlerini kapatır, sanki uzun saçlı adam Mabeth’e bir siir yapmıştır ve Grup Mabeth daha önce hiç bu kadar başarılı bir şekilde şarkı çalıp söylememiştir.

Şarkı bittiğinde herkes ellerindeki şişeleri havaya kaldırarak Müziğin, Aşkın Ve Mabeth’in şerefine diyerek biralarını kana kana içmeye başlarlar.
Stüdyo boyunca herkes o kadar başka bir dünyada hisseder ki kendilerini, sanki Müzikistan Cumhuriyetinin başkentinde, bir ibadethanede yani Mabeth’lerinde ibadet ediyorlardı.
Bir Barış Manço şarkısı ile devam ettiler, Dönence stüdyoyu kaplamıştı, Grup Mabeth Barış Abi şarkıları söylerken çok mutlu hissediyorlardı kendilerini, şarkı bitti sonra Cem Karaca, ardından Erkin Koray şarkıları derken stüdyo sona erdi.
Grup Mabeth uzun saçlı ve uzun sakallı adamın onlara uğur getirdiğini düşünerek uzun saçlı adama teşekkür edip tekrar görüşmek üzere stüdyoyu terk ettiler.
Suat ilk sözü söyleyerek sessizliği bozar, beyler Grup Mabeth galiba doğru yolda der ve herkes bu doğru söze hak vererek yürümeye devam eder.
Taksim Tünelden istiklale doğru yürürken Ada Müzik Önünde Nejat Yavaşoğullarını (Bulutsuzluk Özlemi) görürler ve Nejat ağabeyle ayaküstü bir müzik muhabbeti ederler, o gün iki uzun saçlı adam Grup Mabeth’e ilk öğütleri ve desteğini verir.
Otobanın sol şeridinde ki bu hayat akmaya devam edecektir.

ŞİFRE – MABETH (E.B.O.H.A)
‘’MABETH VE MÜZİK DURUŞU’’

Büyülü stüdyo ortamından sonra, Mabeth hayatın her anını bir şarkı gibi yaşamaya başladı, hani çok sevdiğiniz bir şarkıyı defalarca dinler gibi birçok kez stüdyo çalışmaları yaptılar.
Yeni şarkılar yazılmaya başlamıştı, Mustafa yoğun günlerin ardından İngilizce bir şarkı yazmıştı ‘face of people’ İsmail ile ibrlikte oturup saatlerce bu şakıyı düzenlemeye çalıştılar ve ortaya farklı ve ilk İngilizce Mabeth şarkısı çıkmıştı.
Sıra geldi bu şarkıyı seslendirmeye işte burada İbrahim tek başına yeterli olamayacağını düşünerek şarkıyı Grupça paylaştılar, şarkıyı hep birlikte bir vokal tekniği ile söylediler ve böylesi tek bir vokalden daha iyi olmuştu.
Grup Mabeth’in oturduğu yer Ümraniye Tepe üstünde bir devrim havası vardı, çünkü daha önce böyle bir müzik grubu kurulmamış ve Rock müzik adına hiçbir şey yapılmamıştı.
O dönem herkes tarafından tanınmaya başladılar, insanların davetlerini kırmıyorlar bir doğum günü ya da özel bir davete gidiyor şarkılarını söylüyorlardı.
Artık insanlar onarlı nerede görürlerse mutlaka Mabeth adı dile geliyordu buda çok hoşlarına gidiyordu grup elemanlarının.

Yine bir davet gelmişti arkadaşlarından bir partide çalmaları rica edilmişti, onlarda hiç kırmadan kabul ettiler.
Bu parti bir düğün salonunda olacaktı ve sahne saatine kadar çalıştılar, prova yaptılar derken sahne saati geldi çattı Mabeth ismi anons edildi, Grup Mabeth sahneye çıktı.
Fakat salonda pekte rock müzikle alakası olmayan tipler vardı ve çoğunun yaşları hepsinden ufaktı ve dikkatsiz bir seyrici kitlesiydi bu kitle.
3 şarkıdan sonra Mabeth Bir duruş sergilemek adına sahneyi terk etti bu bir kaçış değil yıllarca müzikteki duruşlarını gösteren ciddi bir duruştu. Mabeth sahneden indikten sonra ortamda bir tekno parti oluştu ve Mabeth bu davete aslında gelinmeyeceğini anladı oradaki insanları tekno bir gürültü ile baş başa bırakıp kendi Mabethlerine doğru yol aldılar.
Artık gelen teklifleri iyice ölçüp biçip öyle değerlendireceklerdi, çünkü onlar sadece gençlere değil her yaş grubuna ve herkese şarkı söylemek istiyorlardı, tıpkı isimlerindeki anlam gibi ‘MABETH’ hiçbir zaman bölmeyen birleştiren bir grup olma yolunda söz vermişlerdi.

1998’in ortalarıydı artık Mustafa bir şakı daha yapmıştı adıda sosyal bir sorun olan Kanlı Töreydi.
Mustafa grup içersinde en çok okuyan ve sosyal sorunları yakından takip eden bir öğretmen çocuğuydu, zaten sosyal birikim aileden geliyordu ve sürekli araştırıyordu.
Şarkının adından da belli olacağı üzere Töre gerçeği ele alınmıştı, insanların gereksiz yere birbirlerini öldürme, bitirme yok etme arzusu işleniyordu şarkıda.
Mabeth o yıl bir kendi içerisine kapanış yaşıyordu, stüdyo çalışmaları aralıksız devam ediyor ve bir gizlilik hükmediyordu Grup Mabeth’e bu gizlilik Mabeth için olumlu sonuçlar doğuracaktı, hem müzikal anlamda hem de kendi kişiliklerinin oturma aşamasıydı.
Kanlı Töre şarkısnı sessiz sedası web sitelerinde yayınlamaya başladılar, şarkı hiç beklemedikleri bir şekilde oturdukları mahalledeki insanlardan güzel tepkiler almıştı.
Grup Mabeth doğru bir proje ypmanın haklı gururu ile şımarmadan yoluna devam etti ve yep yeni olaylar Mabeth’i gerçekleşmek üzere sırada bekliyordu.

ŞİFRE – MABETH (E.B.O.H.A.)
‘’MÜZİK SERÜVENİ DEVAM EDİYOR’’

Grup Mabeth 99 yılına sürekli stüdyo çalışmaları ile girmişti, artık herkesin karakterleri biraz daha oturmuş ve o amatör ruh biraz daha profesyonelliğe doğru yol almıştı.
Mabeth artık her daveti ince eleyip sık dokuyarak, bir müzisyen süzgecinden geçiriyordu, bu arada sürekli konserlere gidiyorlardı müziğin olduğu her yere gitmeye çalışıyorlardı.
İsmail bile birkaç beste yapmış hatta İbrahim ile birlikte düzenleyip şarkı haline getirmişlerdi, çünkü İsmail’in tam verimli olacağı bir döneme girilmişti, İsmail âşıktı.
İsmail aşkını açıklayana kadar tabiri yerinde ise yanmıştı ama bu aşk hiç gerçek olmadı platonik bir şekilde devam etti, buda İsmail’e yaramıştı.
İbrahim şarkılar yazıyor fakat henüz ortaya çıkarmaya korkuyordu, yazdığı onlarca şarkı sırada bekliyordu ve o aslında sahne performansının altında ezilmemek için sesini geliştirmeye çalışıyordu.
Grupta Suat ve Mustafa ilk besteler ve şarklar konusunda bir devrim yapmıştı, sağlam ve ayakları yere basan duygulardı bunlar ve sonuçları da çık sıkı parçalar olmuştu.

Mustafa için İlhan İREM vazgeçilmez bir müzisyen, duayen ve sanatçıydı, aynı şekilde İbrahim de hem İlhan İREM hem Şebnem FERAH hayranlığı ile bilinirdi, Suat Haluk LEVENT, Kıraç, ve tabiî ki Türk rock müziğinde çığır açmış tüm müzisyenleri yıllardan beri takip ediyorlardı.
İsmail’in Hayran olduğu sanatçı ise Yaşar KURT olarak bilinirdi grupta, onun çalma tekniği ile çok ilgilenmişti İsmail.
İşte tüm bu müzisyenlerin ve sanatçıların birleşimi ile Grup Mabeth kendisini harmanlamış ve müzikalitesini yükseltmeye başlamıştı.
Mabeth meşhur olma sevdasından öte sadece müzik yapmak ve eğlenmek, eğlenirken de eğlendirmek istiyordu para, pul, şan, şöhret bir yana, onlar gerçek müzik için bu sevdaya kapılmışlardı.

Zaman hızla akıp giderken, Mabeth şarkılar yazmaya devam etti ve Mustafa yeni besteyi yapmıştı, bestenin adı ‘’GÜZEL’’ olarak Mabeth tarihindeki yerini almıştı.
Grup artık kendi sınırları dışına çıkmaya başlamıştı, Ümraniye de birçok kafeden sahne teklifleri almış ve bazılarını değerlendirmişlerdi.
Bu teklifler ufak teklifler olarak değerlendirilse de en nihayetinde hepsi birer tecrübeydi,
Yıl 2000’e geldiğinde İbrahim askerlik görevi için Isparta ya doğru yol almıştı, Mabeth eksikte olsa ara ara toplanmıştı, tüm grup elemanları askerlik görevlerini tamamladıktan sonra yollarına devam ettiler.
Bir dönem sessizlikten sonra grup yeniden yapılanmaya gitti ve ek elemanlar alarak bir süre denemeler yaptılar, fakat yeni bir gitarist grupta ortalığın karışmasına yol açmıştı.
İsmi lazım olmayan bu önemsiz şahıs grupta ön plan olmak istediğinden ortam huzursuz olmuştu.
Mabeth’in ilk bestesi Ayrılık Vakti’ni tamamen değiştirerek İbrahim den ilk tepkisini zaten almıştı, Suat ilginç bir şekilde sessiz kalarak belki de ortamı gözetlemek için susmuştu.
Bu durum çok uzun sürmedi ve yeni eleman gruptan aforoz edilmişti, bu kararda Suat ve İbrahim’in rolü büyük olmuştu.
Mabeth hızla büyümeye devam ediyordu…

ŞİFRE – MABETH (E.B.O.H.A.)
‘MABETH VE CEM KARACA

2001 yılına dek çalışmalarını sürdüren Mabeth artık aklı başında ve kararlarını gözden geçirerek alan bir gruptu.
Mustafa’nın aklında uzun aman zamandır Cem KARACA’YA ulaşma ve Mabeth’i ona dinletme fikri vardı, sonunda büyük ustanın web sitesinden mail yollayarak bir randevu kaptı, tüm grup heyecanlıydı büyük usta Cem KARACA onlarla görüşmek için bir Pazar günü randevu vermişti.
Grup Mabeth yeni besteleriyle birlikte birde Cem KARACA şarkısıyla büyük ustaya sürpriz yapmaya karar verdi, Mabeth resimdeki gözyaşları ile namus belasını cower haline getirerek büyük ustaya sunmak için sabırsızlıkla bekliyordu.
İbrahim askerden geldiğinde yaptığı Teskere adlı parçayı yeniden seslendirerek büyük ustaya dinletecekti.
Büyük gün gelmiş çatmıştı Mabeth Cem KARACA ile buluşmak için Bakırköyde bir adrese doğru yola çıktı, Bu ev şuan bakımsız olan ve virane bir ev görüntüsü taşıyan Cem babanın rahmetli babasının eviydi.
Tabi o yıllarda gayet güzel ve bakımlıydı bu ev, kapı çalındı belki inanmak güç gelecek ama kapıyı Cem KARACA açtı ve hoş geldiniz kardaşlar diyerek Mabeth’i içeri aldı.

Bu karşılama karşısında Grup Mabeth şaşkınlığını gizleyemedi ve hoş bulduk Cem Baba dediler, Cem KARACA oturun keyfinize bakın şimdi geliyorum diyerek içeride bir odaya doğru yöneldi geri geldiğinde o ilk gitarlarından biri vardı elinde.
Bu ne büyük gururdu Mabeth için, Cem baba sordu grupta gitaristler kim? Suat ve İsmail cevap verdi biziz baba dediler ve gitarı İsmail’e doğru uzattı hadi bakalım önce canlı canlı söyleyelim dedi.
Cem baba sanki İbrahim’in vokal olduğunu sezmişçesine İbrahim’e bakarak kafasını salladı, İbrahim Mecalsiz şarkısını söylemeye başladı.
Derken Kanlı Töre, Otoban, Güzel Ve en son Mustafa Face of Peoples’i söyledi ve Cem babanın ilk sözleri çok iyi değişik bir tarz ama üzerinde çalışırsanız daha da iyi olur dedi ve sözlerine şunları ekledi.
Size elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışacağım diyerek bir Cem Baba sözü verdi.
Yaklaşık 1 saattir bu misafirlik devam ediyordu tabi Grup Mabeth Cem Baba için yeni sürprizler hazırlamıştı.

İbrahim Büyük ustadan destur istedi ve Cem Baba buyur destur senindir diyerek gülümsedi, Resimdeki Gözyaşlarını Seslendiremeye başladı.
Büyük usta dinlerken hüzünlendi ve duygulandı, gözleri doldu oda bir ara eşlik etti ve yeniden dinlemeye geçti, Mabeth hep birlikte söylemeye devam etti şarkıyı.
Şarkı bitmeden İbrahim Namus Belası’nı söylemeye başladı, tüm ev Mabeth ve Cem KARACA ile dolmuştu, müzik sanki tüm evrende yankılanıyordu Mabeth için bu an için çok beklemişti Mustafa ve Mabeth.
Şarkılar bittiğinde Cem KARACA yağa kalktı ve Mabeth Grubundaki herkesi alnından öperek işte türk gençliği bu dedi.
Tekrar yardımcı olacağı sözünü hatırlatarak birkaç öğütte bulundu ve sözlerine şöyle devam etti.
Siz gençler yani Mabeth bugün evime başka bir enerji getirdiniz ve bana Barış MANÇO Moğollar, Kardaşlar, Apaşlar, Ersen ve Dadaşların, Erkin Korayların olduğu o yıllara aldınız götürdünüz ne olursa olsun dağılmayın kariyerinizi devam ettirin meşhur olmak çok önemli değil birlikte mutlu olmaya bakın dedi.
Bu sözlerden sonra geçmişten muhabbetler eşliğinde kocaman bir 2,5 saat geçmişti evde Mabeth Cem Babanın elini öperek bir nevi el aldı evlerine doğru yola çıktılar.

2002 / 2003 / 2004 YILLARI VE MECALSİZ



Yıl 2002 ve mabeth yeni bir döneme girmiştir ve İsmail grupta aranjör tavrıyla tanınmaya başlamıştır şarkıların düzenlenmesi konusunda bir hayli tecrübe sahibi olmuştur.
Artık şarkılar ismailin o sihirli parmaklarında can bulmaya başlamıştır ve İsmail de bu arada ilk bestesini yapmıştır ve bu bestenin adı YILLAR SONRA olarak mabeth tarihinde ki yerini almıştır.
Mabeth sessiz sedasız çalışmalara devam ederken yine küçük bir konser teklifi geldi ve iyice düşünüp evet diyerek çalışmalara başladılar.
Bu konser yine özel bir davetti 2 grup yer alacak ve Mabeth en son sahneye çıkacaktı, diğer grup buna itiraz etse bile herkes Mabeth’in en son çıkması konusunda hem fikirdi ve Mabeth en son sahneye çıkmıştı.
Bu konser 2002 yılının da son konseri olacaktı küçük bir salondu ama ses sistemleri gayet iyi olduğu için büyük keyif duydular bu konserden.
Tüm şarkılarını seslendiren Mabeth mutlu ve huzurlu bir şekilde oradan ayrılmıştı.

Yıl 2003 ve Mabeth yeniden duraklama dönemine girmişti ama bu duraklama dönemleri boş geçmiyor herkes yeni şarkılar yazma konusunda hızla ilerliyordu.
İbrahim çok yakın bir müzisyen arkadaşı ile arada bir konserlere çıkıyordu müzikten kopmuyordu.
İsmail bu dönemde biraz uzak kalmıştı müzikten ve kendi mesleği olan fotoğrafçılıkla ilgilenmiş sadece bazı zamanlar gitarını eline almıştı.
Suat ise bu dönemi tıpkı Mustafa gibi yazarak geçirmişti yani grupta tek müzikle vakit geçiren İbrahim olmuştu.
Hatta etraftan Mabeth dağıldı diye söylentiler çıksa da aldırış etmediler, çünkü onların dağılma gibi bir lüksleri olmamıştı hiçbir zaman.
Durgun geçen 2003 bitmek üzereydi ve yine Suat bu suskunluğu bozarak yeni besteler yaparak bir stüdyo kiralamıştı yeniden mikrofon başına geçen Mabeth müziksiz geçen günlerin acısını çıkarırcasına müzik yapmıştı.

2004 yılına gelindiğinde Mustafa üniversite de yaptığı bir albüm kaydı ile Mabeth’in karşısına çıktı bu albümde öyle bir şarkı vardı ki Mabeth dinler dinlemez işte bu dedi şarkının adı MECALSİZ’ di ve dinleyen herkesi alıp bir yerlere götürmekteydi.
Şarkıda ki büyü o kadar büyüktü ki ister istemez kendinizi buluyordunuz şarkıda ve bu şarkıyı internet yolu ile dağıtmaya karar verdiler bu şarkı aynı zamanda Mabeth’i bekleyenler için de bir hediye niteliği taşıyordu. Mecalsiz bir anda tüm herkes tarafından dinlenmeye başlamıştı artık bir Mabeth şarkısından çok bir alışkanlığa dönüşmüştü.

MABETH-MECALSİZ

MELEKLERİ KISKANDIRAN GÜZELLİĞİNLE
DENİZLERİ DALGALANDIRAN GÖZLERİNLE
YÜREĞİMİ YAKAN O SAF SEVGİNLE
BAK BİR KEZ MECALZSİZ GÖNLÜME

BAK DESEM BAKARMISN GÖZLERİME
MECALİM YOK YOK ANLA
BAK DESEM BAKARMISN YÜZÜME
MECALİM YOK YOK ANLA
MECALİM YOK YOK ANLA

BANA DÜŞLER KURUDRAN SAÇLARINLA
GECEYİ GÜNDÜZ YAPAN DURUŞUNLA
HAYATIMA ANLAM KATAN VARLIĞINLA
BAK BİR KEZ MECALSİZ GÖNLÜME

BAK DESEM BAKARMISN GÖZLERİME
MECALİM YOK YOK ANLA
BAK DESEM BAKARMISIN YÜZÜME
MECALİM YOK YOK ANLA
MECALİM YOK YOK ANLA

SÖZ-MÜZİK:MUSTAFA AKBULUT

Devam Edecek...

5 Eylül 2009 Cumartesi

MABETH -HİÇLİĞİN HERŞEYLİĞİ


Titrek bir mum alevi gibi olabilir içindeki dualar
Git gönlünün en derinliklerine gör, dönen semazenleri
Örümcek bağlamış diz kapakların yürümemekten
Beyin kıvrımlarında çalışmayan hücreler var
Mecbur değilsin bilmediğin ateşlerde yanmaya
Sen yak kendini yaradanın aşkıyla

Ay ışığı her gece yeni yaşına girerken kuran-ı kerimden bir sayfa aç
Allahın emri ile oku ve manevi denizlerde kulaç at
Karşı kıyıya varmaya çalış, ne kadar dalgalansa da deniz korkma
Bu boğulmayla ölmezsin aksine seni diriltir her kulaç
Meleklerden yeni kıyafetlerini al soyun, sonra giyin
Henüz bilmediğin güneşlerde kurut bedenini

Kafandaki sorulara sen daha dillendirmeden cevap bulacaksın
Ellerini daha önce dua için hiç açmadıysan eğer yinede korkma
Yaradanın o eşsiz affediciliğinde ellerini duaya aç
Birden sırtındaki kanatları hissedeceksin
Sen buraya her şeyden yıkanarak geldin
O yüzdüğün deniz seni her şeyden arındırıp getirdi buraya

Bulunduğun yerde her şeye dikkatli bak
Baktığın her yerde yardanı görebilirsin
Burada ne istersen sana sunacak yaradan
Aynada kendine bak nasılda sendeki hiçlik kabuğundan soyunmuşsun
Yeni bir sen hali var halinde, eski sende bulunamayan
Hiçliğini hiç unutma, hala dualar gelecek sana hiç dünyasından
Sen her şeyi bulduğun bu dünyada yaradanın gül kokusuyla yaşayacaksın…

İbrahim KAPLAN – MABETH
05 Eylül 2009 Cumartesi
16.06

30 Ağustos 2009 Pazar

MABETH - AL MİSKETLERİNİ VER MİSKETLERİMİ


AL MİSKETLERİNİ VER MİSKETLERİMİ

Bir çocukluk haliyle sevmiştim seni
İstesen tüm misketlerim senindi
Tüm oyuncaklarımı paylaşırdım seninle
En son beni bana bırakıp gittin
Al misketlerini ver misketlerimi dedin

Çamurlu sokaklarda ter temiz sevgiler büyütmüştük
Benim hayallerim kısa pantolonlarım vardı, onlar kadar da kısa sürdü
Senin kömür karası saçların ve bir misket gibi sim siyah gözlerin vardı
Yeşil çimenlerde taştan evimizde evcilikler oynardık
Bir gün evimizi de aldın ve gittin…

Her oyunda sen anne ben baba olurdum
Çocuklarımız olurdu hayali hepsi
Küstüğümüz zaman parmağımızla boz derdik
Asla uzun sürmezdi küslüklerimiz
Bir gün çektin gittin, al misketlerini ver misketlerimi dedin…

Taştan yaptığımız o evimizde aşkı erken tatmıştık
Etrafı taşlarla kaplı, dört bir yanı açık ama kimsenin bizi görmediği bir yuvaydı
Hayali yemekler yapardın bana kimsenin tatmadığı
Hayali bir evde gerçek bir aşkı bulmuştuk biz
Bir gün hayallerimizi de aldın çektin gittin sessizce

Çocukluğumuz oynadığımız o dansa davet
Sokaklarda saklandığımız o saklambaç
Kapıların zillerine basıp kaçmalarımız
Yakar top oynayışlarımız nerde kaldı
Elim sende dedin ve ellerin dâhil tüm benliğini bana bırakıp gittin…

İbrahim KAPLAN – MABETH
30 Ağustos Pazar 2009
13.30
http://www.MABETH.net

3 Ağustos 2009 Pazartesi

SAVAŞIN ORTASINDA SINIRSIZ BİR AŞK / AMERİKALI JACK VE IRAKLI RABİA’NIN AŞKI


Jack henüz 20 yaşında müziği çok seven 2 çocuklu Amerikalı bir ailenin oğluydu
Jack boş zamanlarında hep müzik dinler ve her pazarda kiliseye gider ainlere katılırdı.
Etrafında birçok yanlış insan olmasına rağmen o hiçbir kötü alışkanlık edinmemiş aksine sadece müzikle kendini buluyordu ve dini inançları da birçok kötü olaydan uzaklaşmasına neden oluyordu.
Jack’in annesi amelia amerikan konsolosluğun da görevliydi, babası sam iktidar partisin de milletvekili görevindeydi.
Jack dünyada olup biteni takip ediyor fakat o ne annesi ne de babası gibi hayatı siyaseten ibaret görmüyordu, hatta bir zamanlar amerikada ki zenci soykırımını her fırsatta lanetliyordu zaten en yakın dostu samuel de bir zenciydi samuel de müzikle ilgileniyordu müthiş bir zenci gırtlağı vardı…
Boş zamanlarında sürekli müzik yaparlardı jack, gitar çalar samuel ise o müthiş sesi ile eşlik ederdi jack’e…

Jack ve samuel’in uzun zamandır bir grup kurma hayalleri vardı gün gelecek jack ve samuel insanlığa barış şarkıları söyleyecek ve insanlara da söyleteceklerdi.
İkisinin de örnek aldığı çok sağlam müzisyenler vardı jack ve samuel müzik öğretmek için de öğretmen olmayı hayal ediyorlardı, diğer arkadaşları onlarla dalga dahi geçse bile aldırmıyorlar hayalleri için çalışmaya devam ediyorlardı.
Jack’in babası sam, samuel ile arkadaşlık etmesine pek sıcak bakmıyor fakat siyasetle uğraşmaktan zaten oğluyla bile ilgilenmiyordu…
Jack’in annesi amelia, sam’e nazaran daha yumuşak başlı ve insanları seven bir kadındı oda siyasetin içinde bazen katılaşabiliyor fakat kendisiyle hesaplaşabiliyordu.

Jack her gece rüyasın da kocaman bir sahnede tüm ırklardan insanların bir arada olduğu bir yerde onlara şarkılar söylerken görüyordu nerdeyse…
Samuel’in anne ve babası sander ve angela çifti öğretmenlik yapıyorlardı jack’in anne ve babasına nazaran daha sevgi dolu bir çiftti, samuel için ne alıyorlarsa jack için de aynı şeyi alıyorlardı örneğin bir tişört, bir kot pantolon v.s. jack çok mutlu oluyordu bu duruma.
Çok yakında jack’in 21nci yaş günü vardı ve arkadaşı samuel ona güzel bir parti için planlar yapmaya başlamıştı, samuel tüm ortak arkadaşlrına haber verip onlarla buluşarak ortak bir doğum günü partisi için konuştu.
Samuel, jack için her şeyi yapabilecek bir arkadaş ve dosttu, aynı zamanda jack de samuel için aynı şeyi yapacak bir dosttu…

SAVAŞIN ORTASINDA SINIRSIZ BİR AŞK / AMERİKALI JACK VE IRAKLI RABİA’NIN AŞKI
İbrahim KAPLAN – MABETH
03 Ağustos 2009
Pazartesi

''DOĞUM GÜNÜ''

Jack’in doğum günü gelmişti, jack o gün anne ve babasına merak dolu gözlerle bakıyordu bakalım doğum günümü hatırlayacaklar mı diyordu, fakat o gün anne ve babasının çok özel toplantıları vardı jack’in de içten içe hissettiği bir hareketlilik başlamıştı.
Jack önce kendi doğum günü için hazırlıklar diye düşündü ama hala içinde bir şüphe vardı.
O gün jack evlerinde daha önce görmediği adamlar gördü üst rütbeli askerler bürokratlar v.s.
Jack hiçbir anlam veremiyordu olanlara o gün Amerika ve ırak arasında başyacak olan savaşın planları yapılıyordu… Anne ve babası jack’in doğum gününü kuru bir öpücükle kutlayıp birer de küçük hediye verip gidip eğlenmesini istediler…
Jack her şeyden habersiz üzgün bir şekilde samule’in evine doğru yola koyuldu üzgün ve ağlamaklıydı.

Samuellerin evine yaklaştıkça korkmaya başladı ya en yakın arkadaşı da unutursa doğum gününü diye düşündü, ama sonra hayır arkadaşım asla unutmaz diyerek kapıyı çaldı samuelin annesi angela kapıyı açtı hoş geldin jack diyerek salona doğru yürü dedi ve birden ışıklar yandı samuel jack için sürpriz bir doğum günü hazırlamıştı.
Jack ve samuelin tüm arkadaşları oradaydı, jack sevinçten ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette herkese teşekkürler diye bir çığlık attı…
Jack pastayı kesmek için sabırsızlanıyordu, pasta geldi jack mumları üflemeden önce samuel ona bir dilek dilemesei gerektiğini söyledi ve jack tanrıdan büyük ve sınırısız sevgi dolu bir aşk diledi, başka şeylerde diledi ama öncelikli dileği büyük bir aşktı. Jack artık 21 yaşındaydı…
Mumları üfler üflemez samuel ve arkadaşlarının jack için hazırladığı o şarkı çalmaya başladı

Beatles - Let İt Be
Sıkıntılı zamanlarımda Meryem ana gelir bana
Bilgece sözler söyler ,der;Bırak oluruna
Ve karanlık saatlerimde durur tam önümde
Bilgece sözler söyler,der;Bırak oluruna


Bırak oluruna,bırak oluruna
Bırak oluruna,bırak oluruna
Bilgece sözler söyler
Der;Bırak oluruna

Ve tüm kalbi kırık insanlar
Kabul ettiklerinde
Bir yanıt olacak,bırak oluruna
Birbirlerinden ayrılmış olsalarda
Hala bir şansları var
Bir yanıt olacak,bırak oluruna

Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bir yanıt olacak ,bırak oluruna
Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bilgece sözler fısıldar,der;bırak oluruna

Ve gece bulutlarla kaplıyken bile
Üstüme düşün bir ışık var
Parlayacak yarına kadar,bırak oluruna
Uyanırım müziğin sesine
Meryem ana gelir bana
Bilgece sözler söyler,der;bırak oluruna

Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bir yanıt olacak ,bırak oluruna
Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bilgece sözler fısıldar,der;bırak oluruna

Fonda çalan Beatles let it be şarkısı sanırım jack be samuelin yaşayacağı acı günler için çok anlamlıydı Amerika ırak işgali için planlar yapıyor ve jack gibi tüm insanların aşk dileklerini belki de çöpe atmak için adımlar atıyorlardı, savaş yakındaydı ve jack’in babası bir milletvekili annesi de konsoloslukta görevliydi.
Jack ve samuel zor günler yaşayacaklardı, fakat jack savaşın ortasında Rabia adlı bir genç kızla tanışacak Tanrıdan dilediği dilek kabul olacaktı…

‘’AMERİKANIN IRAK İŞGALİ KARARI’’

Jack o gün çok eğlenmiş ve samuele ve samuelin annesi ile babasına defalerca teşekkür ederek evine doğru yola koyuldu bu arada samuel, jack için onun güzel bir kitap hediyesi seçmişti.
Jack hiç bu kadar eğlenmemişti hayatı boyunca, evine doğru yürürken biraz da huzursuzluk vardı jack’in içinde acaba kötü bir şeyler mi olacaktı eve geldi kapıdan içeri girdi ve gördüğü manzara korkunçtu…
Amerika ırak işgali için planları çoktan hazırlamıştı ve bir sürü Amerikalı genç için orduya katılma çağrısı yapılmıştı.
Jack kocaman masanın üzerinde duran işgal haritası ve maket savaş araçlarını görünce çocukluğunda oyuncakların bu kadar kötü amaçla kullanılabileceği aklının ucundan dahi geçmezdi.
Jack büyük bir telaşla samueli aradı ve kardeşim bizi zor günler bekliyor diyerek ağlamaklı bir sesle ne olursa olsun barış için elimizden geleni yalpayız diyerek amerikanın ırak işgal planını samuele anlattı.

Jack bunca yıl hayalleri için yaşamıştı o büyük bir müzisyen olup samuelle birlikte insanlığa barış şarkıları söyletecekti ve nereden çıkmıştı şimdi amerikanın ırak işgali…
Jack eğer yanlış duymadıysa tüm Amerikalı yaşı tutan gençler isterse orduya katılacaktı ama jack bırakın savaşmayı daha bir karınca bile incitmemişti çaresiz düşünmeye başladı.
Jack babasıyla konuşmaya karar verdi henüz karar başbakana ulaşmamıştı ama işgal kesin gibi görünüyordu.
Bay Sam ile konuşmak için babasının çalışma odasına girdiğinde babası biraz da suçlu gözlerle jack’e bakarak gel otur dedi.
Jack baba ben bu savaşı istemiyorum dedim durduk yere bir sürü insanın ölmesine seyirci kalamayız dedi ve babası sam seyirci kalmayacaksın sende savaşacaksın dediği anda jack hiç bir şey söylemeden öylece kala kaldı ve 10 dakika hiçbir laf edemeden öylece durdu.
Hayır baba ben asla savaşmam ve hiçbir insanı, bebeği kimseyi öldüremem dedi, babası sinirlenerek hazırlığını yap orduya katılacaksın dedi 1 gün sonra orduda eğitimlere katılarak bir amerikan askeri olacaksın dedi.

Jack gecenin bir yarısı evden çıkarak samuele doğru yürümeye başladı samuelin evinde alınan kararı samuelin babası sander ve angela çiftine anlattı duydukları karşısında çok üzüldüler sander ve angela çifti.
Geçmişte zenci ırkının başına gelenler şimdi ırak halkının başına gelecekti ve bu durum karşısında hiçbir şey yapılamayacaktı.
Samuel ve jack istemeyerekte olsa hazırlıklara başladılar jack gitarını dahi yanına alacaktı ve ne olursa olsun silah yerine müziği kullanacaktı.
Samuel ve jack bir yemin ettiler ne olursa olsun kimseye kurşun sıkmayacaklardı o gece son kez müzik yapmak için sokağa çıkarak tüm insanların tam ortasında müzik yaptılar ve inadına barış şarkıları söylediler.

Ve jack Sanki Rabianın Müthiş ve Sınırsız Aşkını Hissetmişçesine Dünyaca Ünlü O Meşhur Şarkıyı Söylemeye Başladı…

MİCHAEL JACKSON - WE ARE THE WORLD

Oooh,
Oooh,

My life will never be the same
Hayatım asla aynı olmayacak

Cause girl you came and changed
Çünkü bebek sen geldin ve değiştirdin

The way I walk, the way I talk
Yürüme tarzımı, konuşma tarzımı

Now I can not explain
Şimdi açıklayamıyorum

These things I feel for you
Senin için hissettiğim bu şeyleri

But girl you know it's true
Fakat bebek bunun doğru olduğunu biliyorsun

So stay with me, fulfill my dreams
Öyleyse benimle birlikte kal , rüyalarımı gerçekleştir

I'll be all you need, ooh it feels so right
Bütün ihtiyaç duyacağın ben olacağım ooh çok iyi hissediyorum

I've searched for the perfect love all my life
Bütün hayatım boyunca mükemmel aşkı aramıştım

Ooh it feels like
Ooh öyle geliyor ki

I have finally found a perfect love this time
En sonunda bu kez mükemmel aşkı buldum

Nakarat: x2

You rocked my world, you know you did
Dünyamı sarstın , biliyosun bunu yaptın

And everything I own I give
Ve sahip olduğum her şeyi veriyorum

The rarest love, who'd think I'd find
En nadir aşk, bulacağımı kim düşünürdü

Someone like you to call mine
Benim diyebileceğim senin gibi birini ]

In time, I knew that love would bring
Zamanla aşkın getireceğini biliyordum

Such happiness to me
Bana bunca mutluluğu

I tried to keep my sanity
Akıl sağlığımı korumaya çalıştım

I've waited patiently
Sabırla bekledim

And girl you know
Ve bebek biliyorsun

It seems my life is so complete
Hayatım tamamlanmış görünüyor

A love that's true, because of you
Doğru bir aşk bu, senin sayende

Keep doing what you do
Yapmakta olduğunu yapmaya devam et

Ooh it feels so right
Ooh öylesine iyi hissediyorum

I've searched for the perfect love all my life
Bütün hayatım boyunca mükemmel aşkı aramıştım

Ooh who'd think I'd find
Ooh kim düşünebilirdi bulabileceğimi

Such a perfect love that's awesomely so right
Dehşet şekilde doğru olan böylesine mükemmel bir aşkı

Nakarat x2

And girl, I know that this is love
Ve bebek, biliyorum ki bu aşk

I feel the magic all in the air
Bütün havada sihiri hissediyorum

And girl, I'll never get enough
Ve bebek, asla yetinemeyeceğim

That's why I always have to have you here
Bu nedenle daima sana burada sahip olmak zorundayım


‘ORDUYA KATILMA GÜNÜ'

Jack ve samuel anne ve babalarına veda ederek tüm hazırlıklarını yaparak orduya katıldılar, onları kısa ve yorucu bir eğitim programı bekliyordu çünkü işgale az kalmıştı.
İki arkadaş sanki bu dünyadan başka ve çok yabancı oldukları bir dünyaya gelmişlerdi etrafındakilere şaşkınlıkla bakıyorlar ve bir anlam veremiyorlardı bu kargaşaya sanki insanlar birilerini öldürmek için sabırsızlıkla bekliyorlardı.
Bu durum karşısında ne yapacaklarını bilemiyorlardı çaresiz eğitimlere katılmak için eğitim alanına doğru yürüdüler, eğitim alanında binlerce asker sıraya geçmişti ordan derken bir ses yükseldi…
-Sevgili millet vekilimizin oğluda buradaymış Sam fox’un oğlu Jack fox senin ne işin var burada sen evinde oyuncaklarınla oynasana askerlik erkek işidir zengin veletleri yapamaz dedi çavuş.
Bu lafdan sonra morali bozulan jack’ kendisini zor günlerin beklediğini anlamıştı.

Uzun ve yorucu bir eğitim gününden sonra iki arkadaş gitar çalıp şarkı söylemek istedi, çalıp söylerlerken birden askerler yanlarına gelmeye başladı 1 kişi, 5 kişi derken asker grubu çoğaldı ve hep birlikte şarkılar söylemeye başladılar.
Askerler aslında barıştan yanaydılar ve onları zorlayan Amerika Birleşik Devletleri çok katı bir tavır içerisinde ticari çıkarları için binlerce amerikan askerini ve ıraklı askerleri hiç düşünmeyerek işgal kararı almıştı.
Jack ve samuel askerlerle şarkı söylerken çavuş Larnell asker grubunu görerek şöyle seslendi.
—yeter artık burası konser alanı değil burada şarkılar yerine savaş marşları söylenir şimdi herkes odalarına dağılsın… diyerek askerleri dağıtmıştı.
Uzun ve sor günler olacaktı savaş günleri, samuel bir soru yöneltti jack’e acaba anne ve babalarımız şuanda ne yapıyorlar dedi.
Bu soru karşısında sus pus oldular ve hiç çıt çıkmadı kısacası savaş onarılması zor izler bırakacaktı bu iki arkadaşta.

Sabah saat 5 sularında büyük bir kıyamet koptu eğitim alanında askerler yataklarından atılırcasına kaldırıldılar.
- hadi hadi uyuşuklar atın kendizi yataktan, annenizin koynunda değilsiniz daha adam öldürme sanatını öğreneceksiniz pis tembeller- diyordu çavuş Larnell.
İki arkadaş neye uğradıklarını anlayamadılar ve eğitim alanına doğru koştular, eğitim alanında arabalara binerek ilerlemeye başladılar.
Jack ve samuel nereye gittiklerini anlamaya çalışıyorlardı dağlık bir alanda arabalar durdu ve herkesin eline tüfekleri verildi, iki arkadaş savaşa geldiklerini düşündüler ama bu bir gece eğitimiydi dağlık alan yapay bir dağlık bölgeydi.
İşte gerçek işgalin tatbikatı burada yapılacaktı iki arkadaş yine çaresiz bir şekilde tüfeklerini ellerine alarak yürümeye başladılar.
Herkes savaş marşları söylerken iki arkadaş birbirlerine tutunmuş kısık bir sesle barış şarkıları söylemeye devam ettiler.

‘RÜYADAKİ GÜZELLİK VE İLK BOMBARDIMAN ÖNCESİ’’

Jack ve samuel çok yorgun düşmüşlerdi bu eğitim onları fazlasıyla yormuştu ve sabah 5’e kadar süren bir eğitim sonrası ancak yatabilmişlerdi.
Koğuş büyük bir sessizliğe bürünmüştü, iki arkadaş uykuya dalmışlardı ve jack belkide ömrünün en güzel rüyasını görmekteydi.
Rüyasında bir sınırdaydı etraf toz dumandı ve bir ses ona sesleniyordu –gel ama dikkat et her yer mayın burada çok dikkat et ben yıllardır seni bekliyorum… Diyordu o ses ve o sesin sahibine doğru ilerledi, başında yeşil bir örtü saçları da görünüyor örtünün altından ve ben beyaz aydınlık bir suret jack’e bakıyor.
Rüyasındaki suret Rabia’ya aitti ve jack bunu daha ileride anlayacaktı.

Sabah oldu ve ilk kez gürültüsüz patırtısız bir sabaha uyandı tüm askerler, Samuel Jack’i uyandırmak için yanına gittiğinde jack çoktan uyanmış ve eline Rabia yazmıştı, samuel bunun ne oldğunu sordu ve jack rüyasında gördüğü kızın adı olduğunu söyledi. Samuel bunun bir Müslüman ismi olduğunu söyleyince jack derin düşüncelere daldı.
Ömür boyunca böyle bir rüya görmemişti ve o gün bir şarkı daha yazdı fakat besteleyemeden harekât emri geldi, akşamla birlikte ırak sınırlarına doğru ilerlemeye başlayacaklardı bu sınır savaş mesafesini anlatıyordu.
Belli bir mesafeden savaş başlayacak ve sınırları zorlayacaktı zor bir harekâttı ve iki arkadaş için gerçek zor günler başlıyordu.
Gerçek savaş mermileri dağıtıldı herkes tam teçhizat donatıldı artık savaşa hazır iki askerlerdi.

Samuel hiçbir Müslüman gördün mü? Yaşamın boyunca diye sordu jack bu soru karşısnda hayır sanırım görmedim dedi bu cevap ileride olacak olayların da habercisiydi samuel de bazı sırlarla donatılmıştı ve her şeyi zaman gösterecekti.
Komutan Larnell askerler beni dinleyin diye seslendi ve bir konuşma yaptı.
_Larnel: Herkes çok dikkatli olacak ve kurşunlardan kendisini savunacak, avıma duygunuzu öldürün siz amerikan askerisiniz melek değilsiniz sınırdan içeriye girdiğimizde taş üstünde taş bırakmayacak önünüze kim gelirse hedef alacak ve acımadan vuracaksınız dedi. Jack peki sivillerde dâhil mi buna ben suçsuz masum insanları vuramam dedi.
Bu cevap karşısında komutan Larnell sinirlenerek sen amerikan askerisin milletvekili çocğu beni sinirlendirme istersen seni evine yollarım oyuncaklarınla oynamaya devam edersin diyerek bir kere daha aşağılayıcı bir ifade kullandı.
Savaş çanları artık çalmaya başlamıştı sabahın ilk ışıklarıyla bombardıman başlayacaktı.

‘’ATEŞ, KAN VE YANGIN YERİ’’

İlk bombardıman başladı ve her yer kurşun, top sesleriyle yankılanıyordu jack ve samuel artık savaşın tam ortasında acıda olsa güçlünün tarafındalar dı ileri teknoloji ve acımasız bir Amerikan ordusu ırak sınırlarını bombalamaya başlamıştı.
İki arkadaş bir köşeye sinmiş ve ateş eder gibi görünüyorlardı kimse onların tek bir kuşun bile sıkmadıklarını anlamıyordu, her şeye rağmen silahlarındaki tek bir kurşunu bile harcamayacaklarına söz vermişlerdi…
Samuel ellerini açarak dua etmeye başladı jack daha önce böyle bir dua şekli görmemişti şaşkınlık içinde arkadaşına sordu ne yaptığını sorabilirmiyim dedi ve şöyle bir cevap aldı,
-Bu Müslümanlara ait bir dua etme şeklidir dedi samuel -jack sen Müslüman değilsin ki neden böyle bir dua ediyorsun demesiyle birlikte arkadaşı büyük sırrı açıklamaya karar verdi.
Ben ailemden bile habersiz müslümanlığı seçtim bu savaş çıkınca da aileme söyleyemedim seninle savaşa geldim dedi.

Jack çok şaşırmıştı hiç din değiştirmek aklının ucundan bile geçmemişti daha önce nasıl bir duygu diye sordu, arkadaşı inan bir süredir huzur içindeyim tanrıya her gece dualar ediyorum tam bir ibadet yapamasam da yeni yeni öğreniyorum dedi.
Bu sırada savaş büyük bir hızla devam ediyordu iki arkadaş buradan kurtulmanın yollarını aramaya başladı, onlar kimseye kurşun sıkmazlar ve kimseye zarar veremezlerdi.
Akşama doğru bombardıman hızını kesmişti askerlerin bir kısmı dinlenmeye çekilmişti, komutan Larnel koridorda belirdi ve iyice dinlenin ıraklılara büyük zararlar verdik, ordularımız büyük başarılara imza atacak diyerek Jack’e yöneldi. Hey milletvekili çocuğu daha çok sıkılacak kurşun var iyi dinlen elindeki silah oyuncak değil diyerek alaycı bir tavırla kahkahalar savurarak oradan ayrıldı.
İki arkadaş savaş esnasında yan yana dururken onların kurşun sıkmadığını fark eden bir asker olmuştu ama kimseye bir şey söylemeyip iki arkadaşın yanına doğru gelerek onlarla küçük bir konuşma yaptı.

Bu askerin adı orvin di ve oda bu savaştan hiç hoşnut değildi ve sivil hayatında oda bir müzisyendi bir grupta bateri çalıyordu, iki arkadaşı müzik yaparlarken izlemiş ve çok hoşluna gitmişti daha önce barış şarkıları hiç bu kadar hoş gelmemişti… orvin, -bende arık sizinleyim ve bende barış şarkıları çalıp söyleyeceğim dedi.
Onlar artık 3 arkadaş olarak barışı tüm dünya ya savaşın ortasında dahi olsa yaymaya söz vermişlerdi. Jack, samuel, orvin.
Belkide ilerleyen günlerde bu 3 arkadaşa yenileri eklenecekti o gece bir plan yapmaya karar verdiler, jack daha önce hiç hissetmediği bir kin duygusu hissetti bu kin komutan Larnel içindi.
Bu savaşta daha fazla bulunmamak için sıkı bir plan yaptılar bir süre hiç bir şey yok gibi davranıp şüphe çekmemek için her şeyi yapıyor gibi görüneceklerdi ve bakalım bu serüven nasıl devam edecekti.
Jack hala rüyasındaki o peri kıznı düşünüp merak etmeye devam diyordu.

‘’3 ARKADAŞ VE IRAK VE RABİA’’
Jack o gece uyumamıştı ve komutan Larnel’e olan kini gittikçe yükselmişti bütün gece planlar yapmıştı. İlk planı komutan Larneli rezil etmekti hiç korkmadan gitti komutanın silahını aldı ve içinde ne kadar mermi varsa boşalttı ayrıca silahın içinden bir parçasını da yanına alarak yatağına doğru huzur içinde uzandı çünkü sabah atış talimi olacaktı ve komutan Larnel rezil olacaktı.
Sabah oldu herkes sıraya geçti, komutan Larnel dğer rütbelilerele konuşarak kendisin de birazdan atış yapacağını söyledi.
Yine o sevimsiz tarzı ile askerlerle dalga geçmeye başladı ve tabiî ki jack’e dönerek hey milletvekili çocuğu bakalım kaçta kaç vuracaksın he, ama sen tavuk bile vuramazsın bırak adam öldürmeyi herkes komutan Larnel mi yaa diyerek silahının başına geçti.
Larnel hedefi kontorl etti silahından emin olduğu için ayar bile yapmadı jack’e döndü izle zengin çocuğu atış böyle yapılır dedi tetiği çekti, fakat patlamadı bir daha çekti patlamadı tabi askerler gülmeye başladı kahkahalar havalarda uçuşuyordu.
Larnel rezil olmuştu hızla oradan ayrıldı ve silahın bakımından sorumlu askerlerden hesap soracağım dedi.

Orvin ve samuel, jack’e bakarak süpersin kardeşim bunu sen yaptın değil mi dedi oda elbette ben yaptım zamanla anlayacak benim ne olduğumu, bir zengin çocuğu olabilirim bundan da memnun değilim zaten ama paranın gücüyle değil kendi aklıma bitireceğim bu savaşı ben bu it komutanı.
Jack hiç bu kadar kin dolu gözlerle bakmamıştı hayata anlaşılan o burada daha büyük düşünecek ve hayatın anlamını daha iyi anlayacaktı.
Sabah ırak sınırına özel askerler yollanacaktı ve bunların içinde 3 arkadaşta vardı, komutan Larnel bu 3 arkadaşı özellikle tecrübeli askerlerin arasına sokmuştu bu nasıl oldu anlamadılar çaresiz hazırlıklar başladı.
Herkes uçaklara bindirildi 3 arkadaş aslında bu savaştan ayrılma planını burada daha iyi yapabileceklerdi, yani savaşın tam ortasında.
Herkes sırayla uçaktan atlamaya başladı tabi 3 arkadaş emirleri dinlemeyerek el ele atladılar paraşütlerini açtılar ve sanki bir kuş gibi süzülmeye başladılar gökyüzünde.
Yere indiklerinde önce kendilerine kalmak için bir yer ayarlamaları lazım olduğunu düşündüler, bu yaptıkları bir çılgınlıktı amerikan askerleri ırak’ı toplarla, mermilerle döverken onlar yanlarında silahlarla bir kulube bulup konaklamayı planladılar bir kulübe buldular orada kaldılar.

Burası işgalin yapıldığı bölgeye göre daha sessiz ve sakindi, aslında bu bir intihar girişimi sayılırdı amerikan askerisin, sınırlı sayıda mühimmatın var kullanmak istemiyorsun, yiyecek stok oranın düşük aynı zamanda ırak topraklarındasın.
Hayatta kalmak bir mucize sayılırdı 3 arkadaş için, aslında uçaktan atlarken garip bir şekilde buraya düşmüşlerdi, onlar ele ele atladıkları için farklı bir yere düşmüşlerdi ama diğer askerler tek atladıkları için belirlenen bölgeye düştüler.
Dışardan sesler gelmeye başladı kulübenin hemen yanında bir çeşme vardı ve birisi oradan su alıyordu, jack dışarı çıktı elinde silah vardı kimsin diye bağırdı bu bir bayandı.
Yani rüyasında gördüğü Rabia sonunda karşısındaydı, Rabia ellerini kaldırdı lütfen efendim bana bir şey yapmayın bir suçum yok bu çeşme bizim, kulübede bizim istediğiniz kadar kalın ama bana bir şey yapmayın diyerek ağlamaya başladı.
Jack korkmayın diyerek elinden silahı bıraktı ve onu arkadaşlarıyla tanıştırmak istedi, Rabia çok korkmuştu titriyordu jack onu sakinleştirdi ve olan biteni anlattı.
Genç kız duydukları karşısında şaşırdı ve bu çok zor bir şey benim bile sizinle konuştuğumu görseler belki de sizi de, beni de öldürürler dedi…
Jack genç kıza rüyasını anlatmak istiyordu ama ona inanmamasından korkuyordu, genç asker sonunda Rabia’yı bulmuştu.
Genç kız neden sizin askerleriniz bizi öldürmek istiyor neden siviller hedef gösteriliyor dedi, Rabia çok sıkı bir kitap okuyucusu olduğu için İngilizceyi de kendi çabalarıyla öğrenmişti.
Gün boyunca onlarla oturan gen kız akşama doğru evine doğru yol aldı ve artık hiçbir şey eskisi gibi değildi aşk sınırları aşıyor yavaş yavaş gönüllere giriyordu.

- ‘’KÜÇÜK KULÜBEDE BÜYÜK AŞK’’


Üç arkadaş ne yapacaklarını bilmez bir şekilde kulübede oturuyor tank, top, mermi sesleri tüm ırak topraklarında yankılanıyordu, onların tüm amaçları bu savaşa dur demekti ama kocaman bir amerikan ordusuna karşı gelmek ve aynı zamanda amerikan askeri olmak çok zordu.
Jack ise savaş gerçeği ile yüz yüze aşkla tanışıyordu tüm gün aklında Rabia ve ölen insanlar vardı çıldırmak üzereydi,
Yiyecekleri de azalıyordu git gide ama az da olsa yemek zorun dalardı, samuel hadi yemek yiyelim dedi orvin kısık bir sesle ya bizi bulurda idam ederlerse dedi çünkü biz ihanet ettik onlara dedi… Bu laf karşısında jack sinirlendi ve hayır biz ihanet etmedik onlar savaş açarak insanlığa ihanet ettiler barış ütopik bir hayal olmaktan çıkacak ve gerçek olacak dedi.
Bir parça ekmek ve az da olsa çorba içtiler yarı uykulu, yarı kuşkulu ve birazda olsa korkulu bir şekilde beklemeye başladılar.
Birden ayak sesleriyle irkildiler bu defa kontrol için orvin kapıya çıktı, Rabia ellerinde küçük bir sepetle geldi ve sepetin içi yiyeceklerle doluydu belikli Rabia da gönlünü jack’e kaptırmıştı aşk sınırları aşıyordu.

Rabia mayınlı bir tarlada yürür gibi bir adam sevmişti ve jack bu aşkı çok önceden zaten rüyasında görmüştü.
Hep birlikte yemek yediler biraz sohbet ettiler, jack bir ara yüzünü yıkamak için dışarıya çıkmıştı suyu ararken, Rabia elinde küçük bir kova ile jack için su getirdi ve suyu dökmeye başladı.
Bir an göz göze geldiler uzun, uzun bakıştılar bu sessizliği yakınlara düşen bir bomba bozdu ve Rabia koşarak evine doğru hızla ilerlemeye başladı... jack bir kez daha savaşa lanetler etmişti artık sabrı tükeniyordu yavaş yavaş.
Bir ara gözü yerdeki silaha takıldı ve biran alıp kendisine sıkmak istedi, işte o an rabianın gözleri geldi aklına bu fikirden vazgeçip ağlamaya başladı.
Savaşla birlikte kendi içinde de sinir harbi başlamıştı ama ne olursa olsun barış kazanmalıydı buradan belki de Rabia ile çıkıp gidecekti…
İçeri gitti ve çantasından bir mızıka çıkardı bir şarkı çalmaya başladı.
Ve küçük kulübede bir zamanlar Hıristiyan olan fakat daha sonra Müslümanlığı seçen (Cat stevens) Yusuf İSLAM’ın o ölümsüz eseri samuel’in o mükemmel gırtlağından ses bulur.

How Can I Tell You
How can I tell you that I love you, I love you
but I can`t think of right words to say
(seni sevdiğimi nasıl söyleyebilirim seni seviyorum ama söyleyebilmek için doğru kelimeleri düşünemiyorum)

I long to tell you that I`m always thinking of you
(herzaman seni düşündüğümü söylemeyi çok istiyorum)

I`m always thinking of you, but my words
(herzaman seni düşünüyoruö ama kelimelerim)

just blow away, just blow away
(uzağında kalıyor, uzağında kalıyor)

It always ends up to one thing, honey
(her zaman tek bir şeyle bitiyor; bal)

and I can`t think of right words to say
(ve ben doğru kelimeleri söylemek için düşünemiyorum)

Wherever I am girl, I`m always walking with you
(nerede olursam olayım herzaman seninle yürür haldeyim)

I`m always walking with you, but I look and you`re not there
(herzaman seninle yürür haldeyim ama baktığımda sen orada değilsin)

Whoever I`m with, I`m always, always talking to you
(kiminle birlikte olursam olayım. herzaman seninle konuşur haldeyim)

I`m always talking to you, and I`m sad that
(herzaman seninle konuşur haldeyim. ve mutsuzum)


you can`t hear, sad that you can`t hear
(sen beni duyamıyorsun...)

It always ends up to one thing, honey,
(her zaman tek bir şeyle bitiyor; bal)

when I look and you`re not there
(baktığımda sen orada olmuyorsun)

I need to know you, need to feel my arms around you
(seni bilmeye ihtiyacım var kollarımı etrafında hissetmeye ihtiyacım var)

feel my arms surround you, like a sea around a shore
(etrafında kollarımı hissetmek tıpkı su gibi kıyının etrafındaki)

and -- each night and day I pray, in hope
that I might find you, in hope that I might
find you, because heart`s can do no more
(ve her gece ve gün dua ediyorum seni bulabilmek için
seni bulabilmek için çünki kalpler daha fazlasını yapamazlar)

It always ends up to one thing honey,
(her zaman tek bir şeyle bitiyor; bal)

still I kneel upon the floor
(hala yerde diz çöküyorum)

How can I tell you that I love you, I love you
but I can`t think of right words to say
(seni sevdiğimi nasıl söyleyebilirim seni seviyorum ama söyleyebilmek için doğru kelimeleri düşünemiyorum)


I long to tell you that I`m always thinking of you
(herzaman seni düşündüğümü söylemeyi çok istiyorum)

I`m always thinking of you....
(herzaman seni düşünüyorum)

It always ends up to one thing honey
(her zaman tek bir şeyle bitiyor; bal)

and I can`t think of right words to say
(ve ben doğru kelimeleri söylemek için düşünemiyorum)

‘’RABİA VE BABASI’’

Akşam olmuştu 3 arkadaş ne yapacaklarını düşünmeye başladılar ama sanki bu küçük kulübeye esir etmişlerdi kendilerini işgalin 4.günüydü ve artık iyice sıkılmaya başlamıştı 3 arkadaş.
Birden çok büyük bir patlama sesi duyuldu jack ve arkadaşları çok korkmuşlardı, ardından bir kadın çığlığı karıştı geceye bu ses Rabia’nın sesiydi köyün yakınlarına bomba düşmüştü ve bu bomba Rabia’nın babasına isabet etmişti adam oracıkta parçalara ayrılmıştı.
Rabia çok korkmuştu ve ağlayarak jack’in yanına geldi, sanki 3 arkadaşa öfkelenmişti oan ki acısıyla.
Jack onu sakinleştirmeye çalışıyordu ağlamaktan helak olan Rabia kollarında uykuya dalmıştı.
3 arkadaş işte şimdi bu savaştan daha da nefret eder olmuştu, bu sinir harbi neye kadar sürecekti herkes gergindi ve Amerika her gün insanları öldürüyordu.
Rabia da bu ölümlerden payını almış, babasını kaybetmişti…
Herkese ağır bir uyku çökmüştü jack kollarında uykuya dalan Rabia uyanmasın diye olduğu yerden hiç kıpırdamadı sanki cennette gibiydi aşk’ın bu sınırlarda ne işi olabilirdi düşündü ve bu aşkı sonuna dek yaşamaya söz verdi.

Gece Rabia bir ara uyandı ve jack’in kollarında uyuduğunu fark etti ona bakarken oda aşkı hissetti bu adam onun hayatı olabilirimiydi ama daha yeni babasını kaybetmişti aşkı düşünmek bencillik mi? Olurdu.
Rabia uzun uzun jack’e bakarken birden genç adam uyandı ve bedenlerin ilk buluşması, belki de aşkın beden dilindeki dansı orada yapılmıştı.
İşgal 5’nci günündeydi sabah olmuştu, Rabia ve jack ölen babanın parçalarını toplayarak bir mezar kazdılar ve yaşlı adamdan kalan parçaları oraya gömdüler.
Rabia yüreğinde kocaman bir acı ile sevgilisine sarıldı evet artık bu tabiri kullanmak daha doğru olacaktı, onlar artık sevgiliydi…
Bu küçük kulübe da daha ne kadar saklanılabilirdi derin düşüncelere daldılar, bir çıkış yolu olmalıydı ve artık kan durmalıydı kan durmasa bile buralardan gitmek lazımdı.

3 arkadaş Rabia’nın getirdiği küçük radyoyu açarak savaş haberlerini dinlemeye başladılar, amerikan ordusu yavaş yavaş ırak içlerine doğru ilerliyordu,
Havadan bombardıman belli aralıklara sürüyor ve ırak git gide yaşanmaz bir hal alıyordu.
Samuel ve orvin buradan hep birlikte kaçmamız gerekiyor dedi savaşı durduramasak bile bunu sizin aşkınız için yapmalıyız dediler, jack ve Rabia birbirlerine bakarak ne olursa olsun ayrılmayalım dediler.
Samuel ve orvin amerikan ordusundan bir askeri jip çalmayı düşündüler o arabayla şüphe çekmeden bir yerlere gidebilirlerdi belki de, çok riskli bir plandı çünkü yanlarında Rabia da olacaktı.
Jack Rabia’ya askeri bir üniforma giydiririz, birazda yüzünü kirletiriz olur biter dedi.
Bu fikir yavaş yavaş kafalarına yatmaya başlamıştı, 3 arkadaş bir şeyler yiyelim ve sonrada düşünmeye başlayalım dediler…
Rabia hemen bir şeyler hazırladı o dokununca en fakir sofra bile bir ziyafete dönüşüyordu sanki Rabia namaz kılmaya başladı ve jack o namazını bitirene kadar sofraya oturmadı ne zaman ki, Rabia namazını bitirdi jack sofraya oturdu.
Jack bu ibadet şeklini Rabia’ya sordu ve tüm detaylarını öğrenmek istedi Rabia da en ince ayrıntısına kadar anlattı durdu bütün gece.

‘’ÖZGÜRLÜĞE ADIMLAR’’

Dört kader ortağı özgürlüğe doğru yola çıktılar, araçla bir yere kadar kaçacaklar ve bir limanda inip bir gemiyle Amerika ya doğru yola çıkacaklardı.
Samuel herkesin çok dikkatli olmasını söyledi, yolda ilerlerken araç amerikan ordusu tarafından durduruldu.
Araca doğru yaklaşa amerikan askeri merhaba yolculuk nereye? Diye sordu, orvin araç bakımı için gidiyoruz bir problem yok dedi… Fakat araçta başı öne eğik üniforma giymiş olarak duran Rabia dikkat çekiyordu araç dışındaki asker, hey asker neden kafan öne eğik iyi misin? Diye sordu.
Herkes sakin bir şekilde biraz fazla nöbet tuttu ve uyuması gerekiyor diyerek olayı yatıştırdılar.
Yola devam etmeleri için izin çıkmıştı ve hızla sürmeye devam ettiler yol gittikçe uzuyordu sanki ama kimse umutlarını yitirmemişti.
Rabia ve Jack özgürlüğe koşar adım ulaşmaya çalışıyorlardı.

Orvin herkesten soğukkanlı görünüyordu diğerlerinin gözlerinde biraz korku ve birazda heyecan vardı.
Samuel iki sevgiliye dönüp ne olursa olsun bu dört kader ortağı ayrılmayacak diyerek söz istedi ve tabi herkes söz verdi, bu dört arkadaş kalıp savaşmak yerine savaştan vazgeçip insanları kirli ve para dolu dünyası ile baş başa bırakmak istedi.
Jack bir şeyler anlatmaya başladı ve şöyle konuştu…
—Bu yapılan kavga bir avuç petrol için diğer sebeplerin hepsi yalan anlatılanlar safsata para, petrol, silah ve diktatör sistem dengeler tamamen para üzerine kurulmuş bir dünya ve biz bu dünyada zenci, beyaz, Hıristiyan, Müslüman, Budist v.s. ayrılmışız ama biz kardeş olmayı başaramamışız.
Ben Rabia’yı sevmişsem bu ne engel din, dil, ırk v.s her şeye rağmen seveceğiz ve bir gün evleneceğiz diyerek içinde tuttuklarını artık dışa vurmuştu.

Artık gemiye binme vakti yaklaşmıştı araçla birlikte, araç bakımı yapılan gemiye bindiler araçtan inince bir heyecan kaplamıştı hepsini, gemide ki çavuşa durumu anlattılar sanki gerçekten bakıma gelmişler ve Amerika’ya geri dönmek üzere gemiye geldiklerini söylediler.
Uzun sürecek bir serüven daha başlamıştı ve kimse Rabia’nın bir kadın olduğunu anlamadı.
Odalarına çekilerek dinlenmeye başladılar, iki sevgili aynı kamara da kalıyordu.
Gemi Amerika’ya varır varmaz 3 arkadaş orduyu bırakacaklardı ve Rabia’yı da alıp Amerika’yı terk edeceklerdi.
Özgürlük için çok az bir yol kalmıştı ve bir şarkı daha söyleme vakti gelmişti, Jack Rabia’nın kulağına bir aşk şarkısı fısıldamaya başladı ve bu şarkıyla uykuya daldılar.

Nothing Else Matters - Metallica

So close no matter how far
Ne kadar uzak olsak da çok yakınız

Couldn't be much more from the heart
Daha yürekten olamazdım

Forever trusting who we are
Daima kim olduğumuza güveniyorum

And nothing else matters
Ve başka hiçbir şey önemli değil

Never opened myself this way
Kendimi hiç bu şekilde açmamıştım

Life is ours, we live it our way
Hayat bizim, onu bildiğimiz gibi yaşıyoruz

All these words I don't just say
Tüm bu sözleri söylemiş olmak için söylemiyorum

And nothing else matters
Ve başka hiçbir şey önemli değil

Trust I seek and I find in you
Güveni sende arıyor ve buluyorum

Every day for us something new
Her gün bizim için yeni bir şey

Open mind for a different view
Farklı bir görüşe açık bir zihin

And nothing else matters
Ve başka hiçbir şey önemli değil

Never cared for what they do
Ne yaptıklarını hiç umursamadım

Never cared for what they know
Ne bildiklerini hiç umursamadım

But I know
Ama biliyorum

So close no matter how far
Ne kadar uzak olsak da çok yakınız

Couldn't be much more from the heart
Daha yürekten olamazdım

Forever trusting who we are
Daima kim olduğumuza güveniyorum

And nothing else matters
Ve başka hiçbir şey önemli değil

Never cared for what they do
Ne yaptıklarını hiç umursamadım

Never cared for what they know
Ne bildiklerini hiç umursamadım

But I know
Ama biliyorum

Never opened myself this way
Kendimi hiç bu şekilde açmamıştım

Life is ours, we live it our way
Hayat bizim, onu bildiğimiz gibi yaşıyoruz

All these words I don't just say
Tüm bu sözleri söylemiş olmak için söylemiyorum

And nothing else matters
Ve başka hiçbir şey önemli değil

Trust I seek and I find in you
Güveni sende arıyor ve buluyorum

Every day for us something new
Her gün bizim için yeni bir şey

Open mind for a different view
Farklı bir görüşe açık bir zihin

And nothing else matters
Ve başka hiçbir şey önemli değil

Never cared for what they say
Ne dediklerini hiç umursamadım

Never cared for games they play
Oynadıkları oyunları hiç umursamadım

Never cared for what they do
Ne yaptıklarını hiç umursamadım

Never cared for what they know
Ne bildiklerini hiç umursamadım

And I know
Ve biliyorum

So close no matter how far
Ne kadar uzak olsak da çok yakınız

Couldn't be much more from the heart
Daha yürekten olamazdım

Forever trusting who we are
Daima kim olduğumuza güveniyorum

No nothing else matters
Hayır, başka hiçbir şey önemli değil

Devam Edecek...

28 Temmuz 2009 Salı

MABETH - TÜKENMEZ KALEM


TÜKENMEZ KALEM

Tükenmez kalemle yazdıklarını, tükenen bir ömürle siliyorum
Sayfaları yeniliyorum yırtıp atıyorum ne varsa eskiden kalan
Sana dair şiirlerimi sandıklara kaldırıyorum
Resimlerini son defa selamlayarak albümlerden çıkarıyorum
Ben seni tarihin tozlu sayfalarında bırakıyorum

Sana kocaman ütopyalar bırakıp gerçek dünyama dönüyorum
Dünleri sana verip, yarınları ben alıyorum
Gündüzler senin olsun ben yalnızlığımla gecelerde kalıyorum
Sana dair ne varsa odam da hepsini bir, bir kaldırıyorum
Seni kocaman kalabalıklarda bırakıp ben sessiz kimsesizliklere dalıyorum

Güneş doğunca eriyen kar taneleri gibi eritiyorum içimde seni
Gökkuşağının tüm renklerini renklerime katıyorum
Ayışğının sana bakan tarafından çekiliyor yerime yabancıları koyuyorum
Nereye bakarsan bak senin yörüngenden kayboluyorum
Fark etmedin mi etrafındaki değişimleri dostlarımı da yanıma alıyorum

Sana yalan gülüşlerin aldatıcı ve geçici kalabalığını bırakıyorum
Aynada ki suretinle hesaplaş diye aynalarla süslüyorum düşlerini
Bende kalma diye kalbimden seni siliyorum
Sana cümleler kurmuyor sözcüklerimi boşluğa savuruyorum
Tükenmez kalemle yazdıklarını, tükenen bir ömürle siliyorum.

İbrahim KAPLAN – MABETH
25 TEMMUZ 2009 CUMARTESİ
23.33

22 Temmuz 2009 Çarşamba

MABETH - SEN BİLİRSİN


SEN BİLİRSİN…

Her şeyi çok iyi bilirdin sen hep
Sadece senin doğruların doğru benimkiler yalandı
Bir öğretmen gibi öğretmeye çalıştın bana aşkı
Ben bilirim diyordun başka bir şey demiyordun
Şimdi çektin gittin, Peki sen bilirsin…

Çoğalan sevgimi göremedin, verdiğin dersler ezberden ibaretti
Ben senin gözünde başarısız bir öğrenciydim
Hiç hatayı kendinde görmedin, sen bilendin ben öğrenmeye çalışan
Aslında çok şeyi de öğrettin, ağlatmayı, kırmayı, dağıtmayı
Sen biliyordun ya ben sana güveniyordum
Yine sen bildin, dedim ya sen bilirisin…

Bize böyle öğretmediler aşkı, senden öncede yaşadım ben
Onlar hiçbir zaman biz biliriz demediler
Sana inanmamı sağlayıp çektin gittin
Hayatta hiçbir öğretmenim senin gibi acımasız olmadı
Doğrularını da aldın gittin sessizce
Sen biliyordun ya hani, yine sen bilirsin…

Benimde bildiğim çok şey var aslında senin göremediğin
Ben çekip gitmeyi bilmem, ben vefasızlığı bilmem
Bir türlü öğrenemedim gitmeleri, sevmiyorum demeleri
Şimdi çok şeyi iyi biliyorum inan
Senden en iyi öğrendiğim şey dinle şimdi söylüyorum
Sen bilirsin…

İbrahim KAPLAN – MABETH
22 TEMMUZ ÇARŞAMBA
17: 47

19 Temmuz 2009 Pazar

SEN BENDE KENDİNİ UNUTMUŞSUN



Hüznünü unutmuşsun giderken
Yatağımda tel tokanı, Avuçlarımda ellerini
Hayalini yanı başımda bırakmışsın
Sen bende kendini unutmuşsun
Bende anılarını unutmuşsun

Dönebilme ihtimalini kalbimin cebinde unutmuşsun
Gitmelerin pişmanlığını elbise dolabına doldurmuşsun
Kaybetmeleri yanına alarak kaybolmuşsun
Boş bir çerçevede görünmeyen suretlerimizi unutmuşsun
Kimse kimseyi terk etmesin diye taktığımız yüzüğü sehpanın üzerinde unutmuşsun

Farkında olmadan beni kalbinin kapısının dışında bırakmışsın
Ben gelemiyorum anahtarları içeride unutmuşum
Sen ay suretini evimin duvarlarında unutmuşsun
Birlikte okuduğumuz kitapları almamışsın
Sayfa sayfa seni bende unutmuşsun

Saat saat senli dakikaları bende unutmuşsun
Kelimelerin anlamlarını bana bırakmışsın
Anlamsızlıklar ülkesine doğru yürümüşsün
Hani çok unutkanım derdin ya hep
Sen unutkanlığını unutmayı unutmuşsun.

İbrahim KAPLAN – MABETH
19 Temmuz 2009 – Pazar
18.10

16 Temmuz 2009 Perşembe

RÜYALARDAKİ MELEKTEN MESAJLAR



RÜYALARDAKİ MELEKTEN MESAJLAR-1-

Senden haber aldım bugün rüyalarla
O kadar yakındın ki bana, ellerini uzatsan tutacaktım
Bulutların arasından sızdın karşıma çıktın
Buradayım seninde gelmeni bekliyorum
Zamanı bekle gel dediğimde geleceksin dedin

Şimdi bekliyorum gelecek zamanı
Rüyalarımda tekrar görüneceğin güne kadar bekleyeceğim
Kaçıncı rüyada yanına geleceğim bilmiyorum ama
Bir an önce sana sarılmak istiyorum
Bıkmadan yorulmadan seni bekliyorum…

İbrahim KAPLAN – MABETH
‘’RÜYALARDAKİ MELEKTEN MESAJLAR’’