www.MABETH.net

Müziğin ve Şiirin Mabeth'ine hoşgeldiniz

30 Ağustos 2009 Pazar

MABETH - AL MİSKETLERİNİ VER MİSKETLERİMİ

video
AL MİSKETLERİNİ VER MİSKETLERİMİ

Bir çocukluk haliyle sevmiştim seni
İstesen tüm misketlerim senindi
Tüm oyuncaklarımı paylaşırdım seninle
En son beni bana bırakıp gittin
Al misketlerini ver misketlerimi dedin

Çamurlu sokaklarda ter temiz sevgiler büyütmüştük
Benim hayallerim kısa pantolonlarım vardı, onlar kadar da kısa sürdü
Senin kömür karası saçların ve bir misket gibi sim siyah gözlerin vardı
Yeşil çimenlerde taştan evimizde evcilikler oynardık
Bir gün evimizi de aldın ve gittin…

Her oyunda sen anne ben baba olurdum
Çocuklarımız olurdu hayali hepsi
Küstüğümüz zaman parmağımızla boz derdik
Asla uzun sürmezdi küslüklerimiz
Bir gün çektin gittin, al misketlerini ver misketlerimi dedin…

Taştan yaptığımız o evimizde aşkı erken tatmıştık
Etrafı taşlarla kaplı, dört bir yanı açık ama kimsenin bizi görmediği bir yuvaydı
Hayali yemekler yapardın bana kimsenin tatmadığı
Hayali bir evde gerçek bir aşkı bulmuştuk biz
Bir gün hayallerimizi de aldın çektin gittin sessizce

Çocukluğumuz oynadığımız o dansa davet
Sokaklarda saklandığımız o saklambaç
Kapıların zillerine basıp kaçmalarımız
Yakar top oynayışlarımız nerde kaldı
Elim sende dedin ve ellerin dâhil tüm benliğini bana bırakıp gittin…

İbrahim KAPLAN – MABETH
30 Ağustos Pazar 2009
13.30
http://www.MABETH.net

14 Ağustos 2009 Cuma

Kıyamet Melekleri - Fantastik Kurgu Deneme - Mustafa Akbulut




GİRİŞ

İstanbul
23.Kasım.2020
03.00

Gökyüzünü gündüzden emanet alan yıldızlar gecenin karanlık yüzünü gizler gibi parlıyordu. Gece tüm yalnızlığıyla ertesi güne son hazırlıklarını yaptı. Sokaklar sessiz, yollar boştu. Uzaktan hızla yükselen ayak sesleri karanlığın içinde hızla büyüyor, yaklaşıyordu. Beyaz gömleğiyle bir hayalet endamıyla bir genç. Nefes nefese kalmış arkasına bakıp bakıp hızlanıyordu. “ O da neydi öyle ya. Bismillah, bismillah…” Sonra geldiği gibi karanlığın içinde gözden kayboldu. Gece yine ödünç verdiği sessizliği geri aldı ahengini bozan gençten.

07:00

- “Hadi koş çabuk ol, koş!”
-“Sıraselviler’den girelim, sola gir.”

Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki Havana Bar’ın önünde büyük bir kalabalalık. Arkada kalanlar ne olduğunu merak eder bir halde kalabalığı yarıp önlere doğru geçmek için iğne deliği arıyorlardı. Polisler çember kurup insanları uzaklaştırmak için çabalıyor. Adli Tıp uzmanları olayı inceleyip deliller topluyorlar.

- “ Komiserim, ne düşünüyorsunuz”
- “ Valla bilmiyorum Cemil, anlayamıyorum da. Kim, neden yapsın böyle bir şeyi. Kafayı yiyeceğim. Offffff… Oğlum kimseyi yaklaştırmayın. Ver şu mikrofonu. Lütfen uzaklaşın. Lütfen dağılın. Dağıtın şu kalabalığı Cemil.
-“ Baş üstüne Komiserim.

İnsanlar bu dehşet dolu cinayetin etkisiyle olay yerine zincirlenmiş gibiydi.Kimsenin kılı kıpırdamıyordu.Muhabirler ve kameramanlar görüntü ve röportaj alabilmek için birbirlerini çiğniyorlardı.Gördükleri karşısında midesi bulananlar,bayılanlar,fenalaşanlar vardı. İnsanoğlunun görüp görebileceği en hunharca cinayet işlenmişti.Merak dolu bakışlar açıklama yapacak bir yetkili arıyordu.Yaşlı teyzeler kendi evlatları ölmüş gibi ağlıyor,kahroluyordu.Kalabalığın içinden her geçen dakika çığlıklar ve konuşma sesleri hızla ayyuka varıyordu.

- “Bu ne biçim ölüm, çocuk paramparça ya”
- “Ya Suat gidelim, bayılacağım bak”

- “Allah belanızı versin, ne istediniz, gencecik çocuktan!!!”


Az önce koşarak gelen iki genç, on dakika sonra Havana Bar’ın önündeydi. Kalabalığın içinden sıyrılarak, yerde yatan arkadaşlarına ulaşmaya çalıştılar fakat polis kordonunu aşmak zordu. Haberi televizyondan alıp gelen arkadaşlarıydı gençler.Ölen gencin annesi,babası, tüm ailesi ise şoka girmiş hastaneye kaldırılmışlardı. Daha dün akşam evden arkadaşıma gidiyorum diyerek çıkan çocukları sabahına ölü bulunmuştu. Hem de çok acı bir şekilde…


- “Ercan, Ercan, Ercan hangi şerefsiz yaptı bunu sana, Allah’ım inanamıyorum.
- “Bırakın bizi, o bizim arkadaşımız, Ercan, Ercan!!!
- “Komiserim bunlar arkadaşları olduğunu söylüyorlar.
- “Hemen doktoru çağırın sakinleştirici yapsın şunlara, Oğlum su getir.

10:30

Stüdyoda büyük bir telaş. Sıradan bir günden farklı, insanlar sağa sola koşuşturuyor.
- “Yayına son beş saniye, beş,dört,üç,iki,bir…

- “ İyi günler, Flaş bir haberlerle karşınızdayız.Dün gece 3:30 sularında Taksim Beyoğlu’nda ,nasıl öldürüldüğü hakkında en ufak bir ipucu bulunmayan gizemli bir cinayet gerçekleşti.Görgü şahitlerine göre, öldürülen gencin 3:15’de görüldüğü ve yanında kimse olmadığını iddia edildi. Şimdi ölü gencin kaldırıldığı Taksim İlk yardım Hastanesindeki muhabir arkadaşımız Mehmet’e bağlanıyoruz.
Mehmet iyi günler. Doktorlar tarafından bir açıklama yapıldı mı?
- “ İyi günler Şebnem. Az önce doktorlar bir basın toplantısıyla cesede yapılan otopsi sonucunu açıkladılar. Rapora göre kafatasının üstünden ayağına kadar uzanan üç kesik var. Ve bu kesikler sonucunda beden dört parçaya ayrılmış. Fakat bu işi yapabilecek aletin ne olduğunu ve cesette neden kan olmadığını açıklayamadılar. İnanılmaz ama vücuttaki kan oranı sıfır. Yani vücuttaki kan sanki bir vampir tarafından emildi,sonra da dört parçaya ayrıldı. Hem de eşit dört parçaya. Polis yetkililerine göre ise, görgü tanıklarının 3:15’de gördüğü gencin 3:30 da bu hale gelmesinin imkansız olduğu yönünde. Şimdilik aktaracaklarım bu kadar .İyi günler Şebnem.”
- “Sana da iyi günler Mehmet. Evet sayın seyirciler iki gün önce dünya basınına bomba gibi düşen Suriye’de gündüz vakti öldürülen üç kişilik ailenin yankıları sürerken Beyoğlu’ndaki bu esrarengiz ölüm iki olay arasındaki benzerlikleri ortaya koyuyor.Hatırlayacağınız üzere Suriye’nin başkenti Şam’da iki önce gündüz vakitlerinde üç kişilik bir ailenin vücutları üç eşit parçaya ayrılmış, kan oranları otopsi sonucunda sıfır çıkmıştı.Beş yaşındaki çocuğu,annesini,babasını öldüren ve bugünde 23 yaşında gencecik bir kişinin hayatına bu şekilde son veren katilin aynı kişi olmasına kesin gözüyle bakılıyor. Ayrıca emniyet görevlilerin açıklamaları ise olayı terörist grupların yapmış olacağı yönünde.Ama henüz hiçbir örgüt olayı üstlenmedi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamaya göre Suriyeli Emniyet yetkilileri ile en kısa zamanda görüşülerek benzer bu iki olayın incelemesini yapacakları açıklandı. Gelişmelerle tekrar karşınızda olacağız.”

Hiçbir ölüm bu kadar ürkütücü olmamıştı. Herkes olay hakkında çeşitli yorumlar yaparak kulaktan kulağa yayılan fısıltı gazetesini yayına sokuyorlardı. Tüm dünyanın ilgisini çeken bu ölümler, sıradan bir cinayet olmadığını insanlara haykırıyordu adeta. Sadece bir ailenin ve bir gencin ölümüyle sınırlı bir olay değil, herkesin korku ve dehşet içerisinde kalarak izlediği bir muamma…






Suudi Arabistan
Kızıldeniz Kıyıları
20 Kasım 2020
14:00

Kızıl Denizde anlaşılmaz bir dalgalanma ve şiddetli bir fırtına. Hava tahmincileri bile bu ani hava değişiminin ne anlama geldiğini çözmekte güçlük çekiyor. Sanki gecenin karanlığı gökyüzünün maviliğini esir almış. Arabistan yarımadasının kurak ve sıcak iklimine inat yağmur gökten bıçak gibi keskin yağıyor. Arabistan çölleri belki de en büyük yağmur alımını gerçekleştiriyor.Sıcak çöller, yağmur taneleriyle çamurlaşıyor. Şehirlerde yaşayan insanlar panik içinde ne yapacaklarını bilmeden zaman zaman doluya dönüşen bu ani hava değişiminin şaşkınlığıyla sağa sola kaçışıyorlardı.
Bu sıra da Kızıldeniz açıklarında kimsenin bilmediği gizli bir ada. Sesler yükseliyor, fırtınanın sesini bastıracak kadar güçlü sesler.Eğer burada insanlar olsaydı, korkularından oracıkta ölüverirlerdi. Ardı ardına patlayan şimşekler adanın üzerinde yoğunlaşıyordu. Sonra adanın üzerine gökten bir ışık huzmesi indi. Karanlığı delercesine inen bu ışık sadece adayı aydınlatıyordu.Sonra aniden yağmur kesildi.Ve inanılmaz bir hızla bulutlar gökten kayboldu. Fırtına ani bir biçimde kesilmiş tekrar eski sıcak hava etkisini göstermeye başlamıştı.

Cidde – Medine Karayolu
14:15

- “ El – Abbas yağmur kesildi. Ama ne yağmurdu. Dünyanın çivisi çıktı ben söylemiştim size, gökten başımıza taş yağacak diye.
- “Tamam, tamam Cafer sızlanmayı kesip sür şu arabayı.Zaten güzelim uykumu böldün. Saat kaç?
- “ İki buçuk ama benim saatim 15 dakika ileri, ona göre hesapla.
- “Ya Cafer, nedir benim şu senin ahmaklığından çektiğim, Medine’ye ne zaman varırız.”
- “ On beş - yirmi dakika sonra ordayız El – Abbas.

Otobanda tozu toprağa katarak ilerleyen Ciddeli tüccarlar yolda oldukları için bu iklim değişikliğinin tam farkına varamamışlardı. Fakat tüm dünya bu ani hava değişikliğiyle şaşkına dönmüş, araştırmalarını hızlandırmışlardı. Hatta Orta Avrupa, Asya’dan bilim adamları çoktan Arap yarımadasına doğru yola çıkmışlardı bile…

- Cafer şu yolun kenarındaki adama bak.Hiç ömrümde bu kadar iri yarı koca bir adam görmemiştim. Yanında da iki adam var acaba Medine’ye mi gitmek istiyorlar.Durdur arabayı da, yardıma ihtiyaçları var mı diye soralım.
- Tamam El-Abbas.

Güneşin yağmurdan ıslanmış zemine vurmasıyla yoldan buharlar çıkmaya başlamıştı.Bomboş ve ıssız bu karayolunda bu adamların ne işi olabilirdi.Adamlara yaklaştıkça yavaşlayan El-Cafer’de bu iri yapılı adamı gördükçe şaşkınlığını gizleyemiyordu. El-Abbas ise birden bire gördüğü manzara karşısında dilini yutacak gibi oldu.Kalp atışları hızlandı, yüzüne garip bir ifade yerleşti.

- Sakın arabayı durdurma,sür, bütün gücünle sür,hızlan!!!
- Ne oldu El-Abbas yolunda gitmeyen bir şeyler mi var. Dur ,yardım edelim diyorsun.Şimdi de gaza bas. Ne yapmak istiyorsun,anlamıyorum.
- Dediğimi yap sakın durma,hızlan ve adamlara bakma.

Arabayı birden hızlandıran El-Cafer adamlara bakmadan büyük bir süratle geçti.El-Abbas ise gördüğü manzaranın etkisiyle rüzgarda sallanan ağaç yaprağı gibi titriyor, heyecandan ne yapacağını bilmiyordu. Araba adamların yanından geçerken El-Abbas’ ın her tarafı uyuşmuştu. Medine’ye kadar hiç konuşmadı, içinden tüm duaları okudu. Medine girdiklerinde ise arkadaşına dönerek sadece “Allah yardımcımız olsun” diyebildi…

Suriye – Şam
21.Kasım.2020
10:50

Güneş tüm kudretli bakışlarıyla dik ve sert bir biçimde yer yüzünün en kurak coğrafyalarından biri olan Şam topraklarına çarpıyordu. Dün yağan şiddetli yağmura rağmen tek bir ıslak yoktu. Son beş yıldan beri ozon tabakasının delinmesinin ardından altüst olan dünya iklimi burada da dengesizliği göstermeye meyilli. Irak Savaşı ardından göç eden mültecilerin gelmesiyle nüfusu iyiden iyiye çoğalan Şam, Amerika’nın saldırısından sonra yaralarını yeni sarmaya başlamıştı.Buranında Irak’tan bir farkı kalmamıştı.Amerika barış ve refah vaatleriyle girdiği Suriye’yi yerle bir etmiş sonra da kendi kaderine teslim etmişti. Şam kelimenin tam anlamıyla ölü bir şehri andırıyordu. Hiç kimsenin anlam veremediği bir biçimde birkaç yıldan beri enteresan değişimler olmuş, tabiat yaşamı buralarda yok denilecek kadar azalmış,savaşın etkisiyle sosyo-ekonomik düzen altüst olmuştu. Sadece burada değil tüm asya ülkelerinde iki binli yılların başındaki olduğu gibi sefalet,yoksulluk ve hastalıklar çoğalmıştı.

Havanın bunaltıcı sıcağına aldırış etmeden markete alışverişe giden bir aile. Asfalt zemin sıcaktan hamur gibi yumuşamış. Üzerine basıldığında sıcaklık ayakkabıyı geçip ayağı yakıyor.
Bir rüzgar zamansız ve yersiz. Ama sıcak ve yakıcı. Yolun başından ağır aksak, iri yarı biri ağır adımlarla ilerliyor. Omuzları dik, bakışları beyinleri uyuşturan.Sokakta birkaç kişi sadece. Görenlerin olduğu yerde öylece kaldığı,kıpırdayamadığı bir an. Korku denilen duygunun sert bir biçimde kalbe müdahalesiyle hızlanan atışlar, vücudun titremesi onu takip eden. Yeryüzünde henüz yaşanmamış bir çaresizlik anı. Kaçıp kurtulmak imkansız, kilitlenmiş bedenler sabit. Gözleri kırpmaksızın bakılan ve tüyleri diken diken yapan bir görüntü.
İnsanların bakışları arasında ilerleyerek ailenin yanına kadar sokuldu. Ve o dev bedenini yavaşça bükerek çocuğa doğru eğildi. Kulağına fısıldayarak ;

- “ Ve beklenen an geldi “ dedi.

Sonra yine aynı yavaş hareketlerle kuş bakışı dikilerek bir adım geri attı. İnsanların hepsi korkuyla karışık şaşkın. Böyle bir insan var mıydı yeryüzünde?Ne işi vardı burada ?Çocuğa eğilerek ne söylemişti? Sorular çocuğun annesi,babası kadar oradaki insanlarında aklından seri bir şekilde geçiyordu.
İki elini yana açtı. Birden bir elinde en zifiri karanlıkları aydınlatacak kadar güçlü, koca bir buz kütlesini bir anda eritebilecek kadar büyük bir ateş belirdi. Ateş göğe doğru yükseldi. Zaten kavurucu olan hava, ateşin etkisiyle dayanılmaz bir hale bürünmüştü. İnsanlar bu gördükleri karşısında şaşkınlıktan ne yapacaklarını bilemediler.Kimdi bu? Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu, gözlerini bu enteresan ve bir o kadar mucizevi olaydan alamıyorlardı. Sonra diğer elinde birden bir su yükseldi. Ama böyle bir su olamazdı. En parlak zümrütten, elmastan daha parlak, gözleri kamaştıran. Bir anda o sıcaklığa inat yürekleri ferahlatan, insanın içini hoş eden biçimde göğe doğru yükseldi. Şimdi dev adamın bir elinde göğe çıkan bir ateş, diğer elinde su vardı. Az evvel konuştuğu çocuğun babasına bakarak ;

- “Seç birini” dedi.

Adam korkudan ve heyecandan titriyordu. Ne yapacağını, ne diyeceğini bir an bilemedi. Titreyen sağ elinin baş parmağını uzatarak sağdaki suyu işaret etti.
İri yapılı adam ise bir adım daha atarak çocuğun babasına iyice yaklaştı. Sonra elindeki suyu çocuğun babasına uzattı.Adam tekrar suya dokunmak için elini uzattı. Birden su kıldan keskin, gözleri kamaştıran ateşe benzer bir kılıca dönüştü. Kılıç havalanarak ailenin etrafında dönerek hızlandı. O kadar hızlı dönmeye başladı ki oradaki insanların hiçbiri ne aileyi ne de kılıcı göremez duruma geldiler. Birkaç saniye içinde kılıç aniden durdu ve iri yapılı adamın eline yerleşti ,su haline dönüştü. Aynı hızla su kayboldu, elini indirdi. Sonra ateş zayıflayarak kayboldu. O elini de indirdi. İnsanlara dönerek;

- “Yaradan alır canı, nasıl verdiyse. Yaradan verir canı, nasıl aldıysa” dedi.

Ve geldiği gibi yavaş adımlarla gözden kayboldu. İnsanlar öylece bakıyorlardı. Dev adam gözden kaybolduktan sonra, insanlardan bazıları geride kalan manzara karşısında bayılmış, bazıları ise çığlıklar içinde sağa sola kaçışmaya başlamışlardı. Az önce suyu seçen baba,çocuğu ve karısı ateşten kılıçla kafataslarından ayaklarına kadar uzanan eşit üç parçaya ayrı ayrılmış yerde üst üste yığılmış duruyorlardı.


Seslerin kesildiği bir andı bu an. Bu olay sırasında orada bulunanlardan bazılarının dili tutulmuştu. Olay yerine gelen polisler bile şaşkınlıktan donakalmışlardı. Çevreden olayı yeni gören ve cesetleri fark edenler hızla olay yerinde kalabalıklaşmaya başladılar.Meraklı gözler, sorular karmakarışık beyinlerde. Anlatılması imkansız,hissedilmesi güç bir duygu. Karşılarındaki manzara ve etrafta olay anında burada olan insanların saçma sapan hareketleri. Beyinleri hipnotize olmuş gibi sağa sola koşup çığlık atanlar, olduğu yere çöküp yardım etmek isteyenleri sert bir biçimde yanından uzaklaştıran insanlardı geride kalan. Hiçbir görgü şahidi olay hakkında yorum yapamadı. Polisler şaşkın, insanlar şaşkın…












22.Kasım.2020
21:30
İstanbul- Ayasofya Müzesi

Sultanahmet Camiinin karşısında asırlardır heybetli ve dimdik duran Ayasofya. Sultanahmet Camiine yarenlik eder gibi. Ama onun gibi parlak değil. Sönük ve karanlık vurunca kaybolmuş derinlerde bir yerde.
Ayasofya Müzesinin bekçisi müzenin boşalmasından sonra kulübesine geçmeden şöyle etrafa bakmak için ön avludan arka avluya uzanan yolda etrafına bakınarak ilerledi. Olağanüstü bir şey yok gibiydi. Biraz daha bekledikten sonra kulübesine geri dönerek önündeki ufak radyonun düğmesini çevirdi. Biraz kurcaladıktan sonra Zeki Müren’in Şimdi Uzaklardasın şarkısına rast gelmişti. Sesini de biraz açarak hayallere dalmıştı. Oğlu bu sene üniversite sınavlarına hazırlanıyordu. Onun doktor olmasını istiyordu hep, bu yüzden de hep Allah’a dua ediyordu her zaman. Gecenin alacakaranlığında Sultanahmet’in ışıklı ve renkli atmosferinde karanlığın içinden bakıyordu öylece. Gözleri hayal penceresinin öteki tarafına geçmiş pervasızca oradan buraya koşuşturuyordu.
Ayasofya Müzesinin kapısının önünde aniden nerden geldiği belli olmayan, bir gölge belirdi. Bekçi Hüseyin’i hayal dünyasından birden bire uzaklaştıran bu hareket onun ok gibi fırlayarak bekçi kulübesinden çıkmasına sebep olmuştu. Kendini hemen giriş kapısının olduğunu yöne doğru attı. Fakat o kadar telaşlanmasına karşın kimsecikler yoktu. – “Hayırdır inşallah” diyerek sessizce kulübesine doğru geri döndü.”
Devamı Gelecek..

3 Ağustos 2009 Pazartesi

SAVAŞIN ORTASINDA SINIRSIZ BİR AŞK / AMERİKALI JACK VE IRAKLI RABİA’NIN AŞKI


Jack henüz 20 yaşında müziği çok seven 2 çocuklu Amerikalı bir ailenin oğluydu
Jack boş zamanlarında hep müzik dinler ve her pazarda kiliseye gider ainlere katılırdı.
Etrafında birçok yanlış insan olmasına rağmen o hiçbir kötü alışkanlık edinmemiş aksine sadece müzikle kendini buluyordu ve dini inançları da birçok kötü olaydan uzaklaşmasına neden oluyordu.
Jack’in annesi amelia amerikan konsolosluğun da görevliydi, babası sam iktidar partisin de milletvekili görevindeydi.
Jack dünyada olup biteni takip ediyor fakat o ne annesi ne de babası gibi hayatı siyaseten ibaret görmüyordu, hatta bir zamanlar amerikada ki zenci soykırımını her fırsatta lanetliyordu zaten en yakın dostu samuel de bir zenciydi samuel de müzikle ilgileniyordu müthiş bir zenci gırtlağı vardı…
Boş zamanlarında sürekli müzik yaparlardı jack, gitar çalar samuel ise o müthiş sesi ile eşlik ederdi jack’e…

Jack ve samuel’in uzun zamandır bir grup kurma hayalleri vardı gün gelecek jack ve samuel insanlığa barış şarkıları söyleyecek ve insanlara da söyleteceklerdi.
İkisinin de örnek aldığı çok sağlam müzisyenler vardı jack ve samuel müzik öğretmek için de öğretmen olmayı hayal ediyorlardı, diğer arkadaşları onlarla dalga dahi geçse bile aldırmıyorlar hayalleri için çalışmaya devam ediyorlardı.
Jack’in babası sam, samuel ile arkadaşlık etmesine pek sıcak bakmıyor fakat siyasetle uğraşmaktan zaten oğluyla bile ilgilenmiyordu…
Jack’in annesi amelia, sam’e nazaran daha yumuşak başlı ve insanları seven bir kadındı oda siyasetin içinde bazen katılaşabiliyor fakat kendisiyle hesaplaşabiliyordu.

Jack her gece rüyasın da kocaman bir sahnede tüm ırklardan insanların bir arada olduğu bir yerde onlara şarkılar söylerken görüyordu nerdeyse…
Samuel’in anne ve babası sander ve angela çifti öğretmenlik yapıyorlardı jack’in anne ve babasına nazaran daha sevgi dolu bir çiftti, samuel için ne alıyorlarsa jack için de aynı şeyi alıyorlardı örneğin bir tişört, bir kot pantolon v.s. jack çok mutlu oluyordu bu duruma.
Çok yakında jack’in 21nci yaş günü vardı ve arkadaşı samuel ona güzel bir parti için planlar yapmaya başlamıştı, samuel tüm ortak arkadaşlrına haber verip onlarla buluşarak ortak bir doğum günü partisi için konuştu.
Samuel, jack için her şeyi yapabilecek bir arkadaş ve dosttu, aynı zamanda jack de samuel için aynı şeyi yapacak bir dosttu…

SAVAŞIN ORTASINDA SINIRSIZ BİR AŞK / AMERİKALI JACK VE IRAKLI RABİA’NIN AŞKI
İbrahim KAPLAN – MABETH
03 Ağustos 2009
Pazartesi

''DOĞUM GÜNÜ''

Jack’in doğum günü gelmişti, jack o gün anne ve babasına merak dolu gözlerle bakıyordu bakalım doğum günümü hatırlayacaklar mı diyordu, fakat o gün anne ve babasının çok özel toplantıları vardı jack’in de içten içe hissettiği bir hareketlilik başlamıştı.
Jack önce kendi doğum günü için hazırlıklar diye düşündü ama hala içinde bir şüphe vardı.
O gün jack evlerinde daha önce görmediği adamlar gördü üst rütbeli askerler bürokratlar v.s.
Jack hiçbir anlam veremiyordu olanlara o gün Amerika ve ırak arasında başyacak olan savaşın planları yapılıyordu… Anne ve babası jack’in doğum gününü kuru bir öpücükle kutlayıp birer de küçük hediye verip gidip eğlenmesini istediler…
Jack her şeyden habersiz üzgün bir şekilde samule’in evine doğru yola koyuldu üzgün ve ağlamaklıydı.

Samuellerin evine yaklaştıkça korkmaya başladı ya en yakın arkadaşı da unutursa doğum gününü diye düşündü, ama sonra hayır arkadaşım asla unutmaz diyerek kapıyı çaldı samuelin annesi angela kapıyı açtı hoş geldin jack diyerek salona doğru yürü dedi ve birden ışıklar yandı samuel jack için sürpriz bir doğum günü hazırlamıştı.
Jack ve samuelin tüm arkadaşları oradaydı, jack sevinçten ne yapacağını şaşırmış bir vaziyette herkese teşekkürler diye bir çığlık attı…
Jack pastayı kesmek için sabırsızlanıyordu, pasta geldi jack mumları üflemeden önce samuel ona bir dilek dilemesei gerektiğini söyledi ve jack tanrıdan büyük ve sınırısız sevgi dolu bir aşk diledi, başka şeylerde diledi ama öncelikli dileği büyük bir aşktı. Jack artık 21 yaşındaydı…
Mumları üfler üflemez samuel ve arkadaşlarının jack için hazırladığı o şarkı çalmaya başladı

Beatles - Let İt Be
Sıkıntılı zamanlarımda Meryem ana gelir bana
Bilgece sözler söyler ,der;Bırak oluruna
Ve karanlık saatlerimde durur tam önümde
Bilgece sözler söyler,der;Bırak oluruna


Bırak oluruna,bırak oluruna
Bırak oluruna,bırak oluruna
Bilgece sözler söyler
Der;Bırak oluruna

Ve tüm kalbi kırık insanlar
Kabul ettiklerinde
Bir yanıt olacak,bırak oluruna
Birbirlerinden ayrılmış olsalarda
Hala bir şansları var
Bir yanıt olacak,bırak oluruna

Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bir yanıt olacak ,bırak oluruna
Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bilgece sözler fısıldar,der;bırak oluruna

Ve gece bulutlarla kaplıyken bile
Üstüme düşün bir ışık var
Parlayacak yarına kadar,bırak oluruna
Uyanırım müziğin sesine
Meryem ana gelir bana
Bilgece sözler söyler,der;bırak oluruna

Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bir yanıt olacak ,bırak oluruna
Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bırak oluruna ,bırak oluruna
Bilgece sözler fısıldar,der;bırak oluruna

Fonda çalan Beatles let it be şarkısı sanırım jack be samuelin yaşayacağı acı günler için çok anlamlıydı Amerika ırak işgali için planlar yapıyor ve jack gibi tüm insanların aşk dileklerini belki de çöpe atmak için adımlar atıyorlardı, savaş yakındaydı ve jack’in babası bir milletvekili annesi de konsoloslukta görevliydi.
Jack ve samuel zor günler yaşayacaklardı, fakat jack savaşın ortasında Rabia adlı bir genç kızla tanışacak Tanrıdan dilediği dilek kabul olacaktı…

‘’AMERİKANIN IRAK İŞGALİ KARARI’’

Jack o gün çok eğlenmiş ve samuele ve samuelin annesi ile babasına defalerca teşekkür ederek evine doğru yola koyuldu bu arada samuel, jack için onun güzel bir kitap hediyesi seçmişti.
Jack hiç bu kadar eğlenmemişti hayatı boyunca, evine doğru yürürken biraz da huzursuzluk vardı jack’in içinde acaba kötü bir şeyler mi olacaktı eve geldi kapıdan içeri girdi ve gördüğü manzara korkunçtu…
Amerika ırak işgali için planları çoktan hazırlamıştı ve bir sürü Amerikalı genç için orduya katılma çağrısı yapılmıştı.
Jack kocaman masanın üzerinde duran işgal haritası ve maket savaş araçlarını görünce çocukluğunda oyuncakların bu kadar kötü amaçla kullanılabileceği aklının ucundan dahi geçmezdi.
Jack büyük bir telaşla samueli aradı ve kardeşim bizi zor günler bekliyor diyerek ağlamaklı bir sesle ne olursa olsun barış için elimizden geleni yalpayız diyerek amerikanın ırak işgal planını samuele anlattı.

Jack bunca yıl hayalleri için yaşamıştı o büyük bir müzisyen olup samuelle birlikte insanlığa barış şarkıları söyletecekti ve nereden çıkmıştı şimdi amerikanın ırak işgali…
Jack eğer yanlış duymadıysa tüm Amerikalı yaşı tutan gençler isterse orduya katılacaktı ama jack bırakın savaşmayı daha bir karınca bile incitmemişti çaresiz düşünmeye başladı.
Jack babasıyla konuşmaya karar verdi henüz karar başbakana ulaşmamıştı ama işgal kesin gibi görünüyordu.
Bay Sam ile konuşmak için babasının çalışma odasına girdiğinde babası biraz da suçlu gözlerle jack’e bakarak gel otur dedi.
Jack baba ben bu savaşı istemiyorum dedim durduk yere bir sürü insanın ölmesine seyirci kalamayız dedi ve babası sam seyirci kalmayacaksın sende savaşacaksın dediği anda jack hiç bir şey söylemeden öylece kala kaldı ve 10 dakika hiçbir laf edemeden öylece durdu.
Hayır baba ben asla savaşmam ve hiçbir insanı, bebeği kimseyi öldüremem dedi, babası sinirlenerek hazırlığını yap orduya katılacaksın dedi 1 gün sonra orduda eğitimlere katılarak bir amerikan askeri olacaksın dedi.

Jack gecenin bir yarısı evden çıkarak samuele doğru yürümeye başladı samuelin evinde alınan kararı samuelin babası sander ve angela çiftine anlattı duydukları karşısında çok üzüldüler sander ve angela çifti.
Geçmişte zenci ırkının başına gelenler şimdi ırak halkının başına gelecekti ve bu durum karşısında hiçbir şey yapılamayacaktı.
Samuel ve jack istemeyerekte olsa hazırlıklara başladılar jack gitarını dahi yanına alacaktı ve ne olursa olsun silah yerine müziği kullanacaktı.
Samuel ve jack bir yemin ettiler ne olursa olsun kimseye kurşun sıkmayacaklardı o gece son kez müzik yapmak için sokağa çıkarak tüm insanların tam ortasında müzik yaptılar ve inadına barış şarkıları söylediler.

Ve jack Sanki Rabianın Müthiş ve Sınırsız Aşkını Hissetmişçesine Dünyaca Ünlü O Meşhur Şarkıyı Söylemeye Başladı…

MİCHAEL JACKSON - WE ARE THE WORLD

Oooh,
Oooh,

My life will never be the same
Hayatım asla aynı olmayacak

Cause girl you came and changed
Çünkü bebek sen geldin ve değiştirdin

The way I walk, the way I talk
Yürüme tarzımı, konuşma tarzımı

Now I can not explain
Şimdi açıklayamıyorum

These things I feel for you
Senin için hissettiğim bu şeyleri

But girl you know it's true
Fakat bebek bunun doğru olduğunu biliyorsun

So stay with me, fulfill my dreams
Öyleyse benimle birlikte kal , rüyalarımı gerçekleştir

I'll be all you need, ooh it feels so right
Bütün ihtiyaç duyacağın ben olacağım ooh çok iyi hissediyorum

I've searched for the perfect love all my life
Bütün hayatım boyunca mükemmel aşkı aramıştım

Ooh it feels like
Ooh öyle geliyor ki

I have finally found a perfect love this time
En sonunda bu kez mükemmel aşkı buldum

Nakarat: x2

You rocked my world, you know you did
Dünyamı sarstın , biliyosun bunu yaptın

And everything I own I give
Ve sahip olduğum her şeyi veriyorum

The rarest love, who'd think I'd find
En nadir aşk, bulacağımı kim düşünürdü

Someone like you to call mine
Benim diyebileceğim senin gibi birini ]

In time, I knew that love would bring
Zamanla aşkın getireceğini biliyordum

Such happiness to me
Bana bunca mutluluğu

I tried to keep my sanity
Akıl sağlığımı korumaya çalıştım

I've waited patiently
Sabırla bekledim

And girl you know
Ve bebek biliyorsun

It seems my life is so complete
Hayatım tamamlanmış görünüyor

A love that's true, because of you
Doğru bir aşk bu, senin sayende

Keep doing what you do
Yapmakta olduğunu yapmaya devam et

Ooh it feels so right
Ooh öylesine iyi hissediyorum

I've searched for the perfect love all my life
Bütün hayatım boyunca mükemmel aşkı aramıştım

Ooh who'd think I'd find
Ooh kim düşünebilirdi bulabileceğimi

Such a perfect love that's awesomely so right
Dehşet şekilde doğru olan böylesine mükemmel bir aşkı

Nakarat x2

And girl, I know that this is love
Ve bebek, biliyorum ki bu aşk

I feel the magic all in the air
Bütün havada sihiri hissediyorum

And girl, I'll never get enough
Ve bebek, asla yetinemeyeceğim

That's why I always have to have you here
Bu nedenle daima sana burada sahip olmak zorundayım


‘ORDUYA KATILMA GÜNÜ'

Jack ve samuel anne ve babalarına veda ederek tüm hazırlıklarını yaparak orduya katıldılar, onları kısa ve yorucu bir eğitim programı bekliyordu çünkü işgale az kalmıştı.
İki arkadaş sanki bu dünyadan başka ve çok yabancı oldukları bir dünyaya gelmişlerdi etrafındakilere şaşkınlıkla bakıyorlar ve bir anlam veremiyorlardı bu kargaşaya sanki insanlar birilerini öldürmek için sabırsızlıkla bekliyorlardı.
Bu durum karşısında ne yapacaklarını bilemiyorlardı çaresiz eğitimlere katılmak için eğitim alanına doğru yürüdüler, eğitim alanında binlerce asker sıraya geçmişti ordan derken bir ses yükseldi…
-Sevgili millet vekilimizin oğluda buradaymış Sam fox’un oğlu Jack fox senin ne işin var burada sen evinde oyuncaklarınla oynasana askerlik erkek işidir zengin veletleri yapamaz dedi çavuş.
Bu lafdan sonra morali bozulan jack’ kendisini zor günlerin beklediğini anlamıştı.

Uzun ve yorucu bir eğitim gününden sonra iki arkadaş gitar çalıp şarkı söylemek istedi, çalıp söylerlerken birden askerler yanlarına gelmeye başladı 1 kişi, 5 kişi derken asker grubu çoğaldı ve hep birlikte şarkılar söylemeye başladılar.
Askerler aslında barıştan yanaydılar ve onları zorlayan Amerika Birleşik Devletleri çok katı bir tavır içerisinde ticari çıkarları için binlerce amerikan askerini ve ıraklı askerleri hiç düşünmeyerek işgal kararı almıştı.
Jack ve samuel askerlerle şarkı söylerken çavuş Larnell asker grubunu görerek şöyle seslendi.
—yeter artık burası konser alanı değil burada şarkılar yerine savaş marşları söylenir şimdi herkes odalarına dağılsın… diyerek askerleri dağıtmıştı.
Uzun ve sor günler olacaktı savaş günleri, samuel bir soru yöneltti jack’e acaba anne ve babalarımız şuanda ne yapıyorlar dedi.
Bu soru karşısında sus pus oldular ve hiç çıt çıkmadı kısacası savaş onarılması zor izler bırakacaktı bu iki arkadaşta.

Sabah saat 5 sularında büyük bir kıyamet koptu eğitim alanında askerler yataklarından atılırcasına kaldırıldılar.
- hadi hadi uyuşuklar atın kendizi yataktan, annenizin koynunda değilsiniz daha adam öldürme sanatını öğreneceksiniz pis tembeller- diyordu çavuş Larnell.
İki arkadaş neye uğradıklarını anlayamadılar ve eğitim alanına doğru koştular, eğitim alanında arabalara binerek ilerlemeye başladılar.
Jack ve samuel nereye gittiklerini anlamaya çalışıyorlardı dağlık bir alanda arabalar durdu ve herkesin eline tüfekleri verildi, iki arkadaş savaşa geldiklerini düşündüler ama bu bir gece eğitimiydi dağlık alan yapay bir dağlık bölgeydi.
İşte gerçek işgalin tatbikatı burada yapılacaktı iki arkadaş yine çaresiz bir şekilde tüfeklerini ellerine alarak yürümeye başladılar.
Herkes savaş marşları söylerken iki arkadaş birbirlerine tutunmuş kısık bir sesle barış şarkıları söylemeye devam ettiler.

‘RÜYADAKİ GÜZELLİK VE İLK BOMBARDIMAN ÖNCESİ’’

Jack ve samuel çok yorgun düşmüşlerdi bu eğitim onları fazlasıyla yormuştu ve sabah 5’e kadar süren bir eğitim sonrası ancak yatabilmişlerdi.
Koğuş büyük bir sessizliğe bürünmüştü, iki arkadaş uykuya dalmışlardı ve jack belkide ömrünün en güzel rüyasını görmekteydi.
Rüyasında bir sınırdaydı etraf toz dumandı ve bir ses ona sesleniyordu –gel ama dikkat et her yer mayın burada çok dikkat et ben yıllardır seni bekliyorum… Diyordu o ses ve o sesin sahibine doğru ilerledi, başında yeşil bir örtü saçları da görünüyor örtünün altından ve ben beyaz aydınlık bir suret jack’e bakıyor.
Rüyasındaki suret Rabia’ya aitti ve jack bunu daha ileride anlayacaktı.

Sabah oldu ve ilk kez gürültüsüz patırtısız bir sabaha uyandı tüm askerler, Samuel Jack’i uyandırmak için yanına gittiğinde jack çoktan uyanmış ve eline Rabia yazmıştı, samuel bunun ne oldğunu sordu ve jack rüyasında gördüğü kızın adı olduğunu söyledi. Samuel bunun bir Müslüman ismi olduğunu söyleyince jack derin düşüncelere daldı.
Ömür boyunca böyle bir rüya görmemişti ve o gün bir şarkı daha yazdı fakat besteleyemeden harekât emri geldi, akşamla birlikte ırak sınırlarına doğru ilerlemeye başlayacaklardı bu sınır savaş mesafesini anlatıyordu.
Belli bir mesafeden savaş başlayacak ve sınırları zorlayacaktı zor bir harekâttı ve iki arkadaş için gerçek zor günler başlıyordu.
Gerçek savaş mermileri dağıtıldı herkes tam teçhizat donatıldı artık savaşa hazır iki askerlerdi.

Samuel hiçbir Müslüman gördün mü? Yaşamın boyunca diye sordu jack bu soru karşısnda hayır sanırım görmedim dedi bu cevap ileride olacak olayların da habercisiydi samuel de bazı sırlarla donatılmıştı ve her şeyi zaman gösterecekti.
Komutan Larnell askerler beni dinleyin diye seslendi ve bir konuşma yaptı.
_Larnel: Herkes çok dikkatli olacak ve kurşunlardan kendisini savunacak, avıma duygunuzu öldürün siz amerikan askerisiniz melek değilsiniz sınırdan içeriye girdiğimizde taş üstünde taş bırakmayacak önünüze kim gelirse hedef alacak ve acımadan vuracaksınız dedi. Jack peki sivillerde dâhil mi buna ben suçsuz masum insanları vuramam dedi.
Bu cevap karşısında komutan Larnell sinirlenerek sen amerikan askerisin milletvekili çocğu beni sinirlendirme istersen seni evine yollarım oyuncaklarınla oynamaya devam edersin diyerek bir kere daha aşağılayıcı bir ifade kullandı.
Savaş çanları artık çalmaya başlamıştı sabahın ilk ışıklarıyla bombardıman başlayacaktı.

‘’ATEŞ, KAN VE YANGIN YERİ’’

İlk bombardıman başladı ve her yer kurşun, top sesleriyle yankılanıyordu jack ve samuel artık savaşın tam ortasında acıda olsa güçlünün tarafındalar dı ileri teknoloji ve acımasız bir Amerikan ordusu ırak sınırlarını bombalamaya başlamıştı.
İki arkadaş bir köşeye sinmiş ve ateş eder gibi görünüyorlardı kimse onların tek bir kuşun bile sıkmadıklarını anlamıyordu, her şeye rağmen silahlarındaki tek bir kurşunu bile harcamayacaklarına söz vermişlerdi…
Samuel ellerini açarak dua etmeye başladı jack daha önce böyle bir dua şekli görmemişti şaşkınlık içinde arkadaşına sordu ne yaptığını sorabilirmiyim dedi ve şöyle bir cevap aldı,
-Bu Müslümanlara ait bir dua etme şeklidir dedi samuel -jack sen Müslüman değilsin ki neden böyle bir dua ediyorsun demesiyle birlikte arkadaşı büyük sırrı açıklamaya karar verdi.
Ben ailemden bile habersiz müslümanlığı seçtim bu savaş çıkınca da aileme söyleyemedim seninle savaşa geldim dedi.

Jack çok şaşırmıştı hiç din değiştirmek aklının ucundan bile geçmemişti daha önce nasıl bir duygu diye sordu, arkadaşı inan bir süredir huzur içindeyim tanrıya her gece dualar ediyorum tam bir ibadet yapamasam da yeni yeni öğreniyorum dedi.
Bu sırada savaş büyük bir hızla devam ediyordu iki arkadaş buradan kurtulmanın yollarını aramaya başladı, onlar kimseye kurşun sıkmazlar ve kimseye zarar veremezlerdi.
Akşama doğru bombardıman hızını kesmişti askerlerin bir kısmı dinlenmeye çekilmişti, komutan Larnel koridorda belirdi ve iyice dinlenin ıraklılara büyük zararlar verdik, ordularımız büyük başarılara imza atacak diyerek Jack’e yöneldi. Hey milletvekili çocuğu daha çok sıkılacak kurşun var iyi dinlen elindeki silah oyuncak değil diyerek alaycı bir tavırla kahkahalar savurarak oradan ayrıldı.
İki arkadaş savaş esnasında yan yana dururken onların kurşun sıkmadığını fark eden bir asker olmuştu ama kimseye bir şey söylemeyip iki arkadaşın yanına doğru gelerek onlarla küçük bir konuşma yaptı.

Bu askerin adı orvin di ve oda bu savaştan hiç hoşnut değildi ve sivil hayatında oda bir müzisyendi bir grupta bateri çalıyordu, iki arkadaşı müzik yaparlarken izlemiş ve çok hoşluna gitmişti daha önce barış şarkıları hiç bu kadar hoş gelmemişti… orvin, -bende arık sizinleyim ve bende barış şarkıları çalıp söyleyeceğim dedi.
Onlar artık 3 arkadaş olarak barışı tüm dünya ya savaşın ortasında dahi olsa yaymaya söz vermişlerdi. Jack, samuel, orvin.
Belkide ilerleyen günlerde bu 3 arkadaşa yenileri eklenecekti o gece bir plan yapmaya karar verdiler, jack daha önce hiç hissetmediği bir kin duygusu hissetti bu kin komutan Larnel içindi.
Bu savaşta daha fazla bulunmamak için sıkı bir plan yaptılar bir süre hiç bir şey yok gibi davranıp şüphe çekmemek için her şeyi yapıyor gibi görüneceklerdi ve bakalım bu serüven nasıl devam edecekti.
Jack hala rüyasındaki o peri kıznı düşünüp merak etmeye devam diyordu.

‘’3 ARKADAŞ VE IRAK VE RABİA’’
Jack o gece uyumamıştı ve komutan Larnel’e olan kini gittikçe yükselmişti bütün gece planlar yapmıştı. İlk planı komutan Larneli rezil etmekti hiç korkmadan gitti komutanın silahını aldı ve içinde ne kadar mermi varsa boşalttı ayrıca silahın içinden bir parçasını da yanına alarak yatağına doğru huzur içinde uzandı çünkü sabah atış talimi olacaktı ve komutan Larnel rezil olacaktı.
Sabah oldu herkes sıraya geçti, komutan Larnel dğer rütbelilerele konuşarak kendisin de birazdan atış yapacağını söyledi.
Yine o sevimsiz tarzı ile askerlerle dalga geçmeye başladı ve tabiî ki jack’e dönerek hey milletvekili çocuğu bakalım kaçta kaç vuracaksın he, ama sen tavuk bile vuramazsın bırak adam öldürmeyi herkes komutan Larnel mi yaa diyerek silahının başına geçti.
Larnel hedefi kontorl etti silahından emin olduğu için ayar bile yapmadı jack’e döndü izle zengin çocuğu atış böyle yapılır dedi tetiği çekti, fakat patlamadı bir daha çekti patlamadı tabi askerler gülmeye başladı kahkahalar havalarda uçuşuyordu.
Larnel rezil olmuştu hızla oradan ayrıldı ve silahın bakımından sorumlu askerlerden hesap soracağım dedi.

Orvin ve samuel, jack’e bakarak süpersin kardeşim bunu sen yaptın değil mi dedi oda elbette ben yaptım zamanla anlayacak benim ne olduğumu, bir zengin çocuğu olabilirim bundan da memnun değilim zaten ama paranın gücüyle değil kendi aklıma bitireceğim bu savaşı ben bu it komutanı.
Jack hiç bu kadar kin dolu gözlerle bakmamıştı hayata anlaşılan o burada daha büyük düşünecek ve hayatın anlamını daha iyi anlayacaktı.
Sabah ırak sınırına özel askerler yollanacaktı ve bunların içinde 3 arkadaşta vardı, komutan Larnel bu 3 arkadaşı özellikle tecrübeli askerlerin arasına sokmuştu bu nasıl oldu anlamadılar çaresiz hazırlıklar başladı.
Herkes uçaklara bindirildi 3 arkadaş aslında bu savaştan ayrılma planını burada daha iyi yapabileceklerdi, yani savaşın tam ortasında.
Herkes sırayla uçaktan atlamaya başladı tabi 3 arkadaş emirleri dinlemeyerek el ele atladılar paraşütlerini açtılar ve sanki bir kuş gibi süzülmeye başladılar gökyüzünde.
Yere indiklerinde önce kendilerine kalmak için bir yer ayarlamaları lazım olduğunu düşündüler, bu yaptıkları bir çılgınlıktı amerikan askerleri ırak’ı toplarla, mermilerle döverken onlar yanlarında silahlarla bir kulube bulup konaklamayı planladılar bir kulübe buldular orada kaldılar.

Burası işgalin yapıldığı bölgeye göre daha sessiz ve sakindi, aslında bu bir intihar girişimi sayılırdı amerikan askerisin, sınırlı sayıda mühimmatın var kullanmak istemiyorsun, yiyecek stok oranın düşük aynı zamanda ırak topraklarındasın.
Hayatta kalmak bir mucize sayılırdı 3 arkadaş için, aslında uçaktan atlarken garip bir şekilde buraya düşmüşlerdi, onlar ele ele atladıkları için farklı bir yere düşmüşlerdi ama diğer askerler tek atladıkları için belirlenen bölgeye düştüler.
Dışardan sesler gelmeye başladı kulübenin hemen yanında bir çeşme vardı ve birisi oradan su alıyordu, jack dışarı çıktı elinde silah vardı kimsin diye bağırdı bu bir bayandı.
Yani rüyasında gördüğü Rabia sonunda karşısındaydı, Rabia ellerini kaldırdı lütfen efendim bana bir şey yapmayın bir suçum yok bu çeşme bizim, kulübede bizim istediğiniz kadar kalın ama bana bir şey yapmayın diyerek ağlamaya başladı.
Jack korkmayın diyerek elinden silahı bıraktı ve onu arkadaşlarıyla tanıştırmak istedi, Rabia çok korkmuştu titriyordu jack onu sakinleştirdi ve olan biteni anlattı.
Genç kız duydukları karşısında şaşırdı ve bu çok zor bir şey benim bile sizinle konuştuğumu görseler belki de sizi de, beni de öldürürler dedi…
Jack genç kıza rüyasını anlatmak istiyordu ama ona inanmamasından korkuyordu, genç asker sonunda Rabia’yı bulmuştu.
Genç kız neden sizin askerleriniz bizi öldürmek istiyor neden siviller hedef gösteriliyor dedi, Rabia çok sıkı bir kitap okuyucusu olduğu için İngilizceyi de kendi çabalarıyla öğrenmişti.
Gün boyunca onlarla oturan gen kız akşama doğru evine doğru yol aldı ve artık hiçbir şey eskisi gibi değildi aşk sınırları aşıyor yavaş yavaş gönüllere giriyordu.

- ‘’KÜÇÜK KULÜBEDE BÜYÜK AŞK’’


Üç arkadaş ne yapacaklarını bilmez bir şekilde kulübede oturuyor tank, top, mermi sesleri tüm ırak topraklarında yankılanıyordu, onların tüm amaçları bu savaşa dur demekti ama kocaman bir amerikan ordusuna karşı gelmek ve aynı zamanda amerikan askeri olmak çok zordu.
Jack ise savaş gerçeği ile yüz yüze aşkla tanışıyordu tüm gün aklında Rabia ve ölen insanlar vardı çıldırmak üzereydi,
Yiyecekleri de azalıyordu git gide ama az da olsa yemek zorun dalardı, samuel hadi yemek yiyelim dedi orvin kısık bir sesle ya bizi bulurda idam ederlerse dedi çünkü biz ihanet ettik onlara dedi… Bu laf karşısında jack sinirlendi ve hayır biz ihanet etmedik onlar savaş açarak insanlığa ihanet ettiler barış ütopik bir hayal olmaktan çıkacak ve gerçek olacak dedi.
Bir parça ekmek ve az da olsa çorba içtiler yarı uykulu, yarı kuşkulu ve birazda olsa korkulu bir şekilde beklemeye başladılar.
Birden ayak sesleriyle irkildiler bu defa kontrol için orvin kapıya çıktı, Rabia ellerinde küçük bir sepetle geldi ve sepetin içi yiyeceklerle doluydu belikli Rabia da gönlünü jack’e kaptırmıştı aşk sınırları aşıyordu.

Rabia mayınlı bir tarlada yürür gibi bir adam sevmişti ve jack bu aşkı çok önceden zaten rüyasında görmüştü.
Hep birlikte yemek yediler biraz sohbet ettiler, jack bir ara yüzünü yıkamak için dışarıya çıkmıştı suyu ararken, Rabia elinde küçük bir kova ile jack için su getirdi ve suyu dökmeye başladı.
Bir an göz göze geldiler uzun, uzun bakıştılar bu sessizliği yakınlara düşen bir bomba bozdu ve Rabia koşarak evine doğru hızla ilerlemeye başladı... jack bir kez daha savaşa lanetler etmişti artık sabrı tükeniyordu yavaş yavaş.
Bir ara gözü yerdeki silaha takıldı ve biran alıp kendisine sıkmak istedi, işte o an rabianın gözleri geldi aklına bu fikirden vazgeçip ağlamaya başladı.
Savaşla birlikte kendi içinde de sinir harbi başlamıştı ama ne olursa olsun barış kazanmalıydı buradan belki de Rabia ile çıkıp gidecekti…
İçeri gitti ve çantasından bir mızıka çıkardı bir şarkı çalmaya başladı.
Ve küçük kulübede bir zamanlar Hıristiyan olan fakat daha sonra Müslümanlığı seçen (Cat stevens) Yusuf İSLAM’ın o ölümsüz eseri samuel’in o mükemmel gırtlağından ses bulur.

How Can I Tell You
How can I tell you that I love you, I love you
but I can`t think of right words to say
(seni sevdiğimi nasıl söyleyebilirim seni seviyorum ama söyleyebilmek için doğru kelimeleri düşünemiyorum)

I long to tell you that I`m always thinking of you
(herzaman seni düşündüğümü söylemeyi çok istiyorum)

I`m always thinking of you, but my words
(herzaman seni düşünüyoruö ama kelimelerim)

just blow away, just blow away
(uzağında kalıyor, uzağında kalıyor)

It always ends up to one thing, honey
(her zaman tek bir şeyle bitiyor; bal)

and I can`t think of right words to say
(ve ben doğru kelimeleri söylemek için düşünemiyorum)

Wherever I am girl, I`m always walking with you
(nerede olursam olayım herzaman seninle yürür haldeyim)

I`m always walking with you, but I look and you`re not there
(herzaman seninle yürür haldeyim ama baktığımda sen orada değilsin)

Whoever I`m with, I`m always, always talking to you
(kiminle birlikte olursam olayım. herzaman seninle konuşur haldeyim)

I`m always talking to you, and I`m sad that
(herzaman seninle konuşur haldeyim. ve mutsuzum)


you can`t hear, sad that you can`t hear
(sen beni duyamıyorsun...)

It always ends up to one thing, honey,
(her zaman tek bir şeyle bitiyor; bal)

when I look and you`re not there
(baktığımda sen orada olmuyorsun)

I need to know you, need to feel my arms around you
(seni bilmeye ihtiyacım var kollarımı etrafında hissetmeye ihtiyacım var)

feel my arms surround you, like a sea around a shore
(etrafında kollarımı hissetmek tıpkı su gibi kıyının etrafındaki)

and -- each night and day I pray, in hope
that I might find you, in hope that I might
find you, because heart`s can do no more
(ve her gece ve gün dua ediyorum seni bulabilmek için
seni bulabilmek için çünki kalpler daha fazlasını yapamazlar)

It always ends up to one thing honey,
(her zaman tek bir şeyle bitiyor; bal)

still I kneel upon the floor
(hala yerde diz çöküyorum)

How can I tell you that I love you, I love you
but I can`t think of right words to say
(seni sevdiğimi nasıl söyleyebilirim seni seviyorum ama söyleyebilmek için doğru kelimeleri düşünemiyorum)


I long to tell you that I`m always thinking of you
(herzaman seni düşündüğümü söylemeyi çok istiyorum)

I`m always thinking of you....
(herzaman seni düşünüyorum)

It always ends up to one thing honey
(her zaman tek bir şeyle bitiyor; bal)

and I can`t think of right words to say
(ve ben doğru kelimeleri söylemek için düşünemiyorum)

‘’RABİA VE BABASI’’

Akşam olmuştu 3 arkadaş ne yapacaklarını düşünmeye başladılar ama sanki bu küçük kulübeye esir etmişlerdi kendilerini işgalin 4.günüydü ve artık iyice sıkılmaya başlamıştı 3 arkadaş.
Birden çok büyük bir patlama sesi duyuldu jack ve arkadaşları çok korkmuşlardı, ardından bir kadın çığlığı karıştı geceye bu ses Rabia’nın sesiydi köyün yakınlarına bomba düşmüştü ve bu bomba Rabia’nın babasına isabet etmişti adam oracıkta parçalara ayrılmıştı.
Rabia çok korkmuştu ve ağlayarak jack’in yanına geldi, sanki 3 arkadaşa öfkelenmişti oan ki acısıyla.
Jack onu sakinleştirmeye çalışıyordu ağlamaktan helak olan Rabia kollarında uykuya dalmıştı.
3 arkadaş işte şimdi bu savaştan daha da nefret eder olmuştu, bu sinir harbi neye kadar sürecekti herkes gergindi ve Amerika her gün insanları öldürüyordu.
Rabia da bu ölümlerden payını almış, babasını kaybetmişti…
Herkese ağır bir uyku çökmüştü jack kollarında uykuya dalan Rabia uyanmasın diye olduğu yerden hiç kıpırdamadı sanki cennette gibiydi aşk’ın bu sınırlarda ne işi olabilirdi düşündü ve bu aşkı sonuna dek yaşamaya söz verdi.

Gece Rabia bir ara uyandı ve jack’in kollarında uyuduğunu fark etti ona bakarken oda aşkı hissetti bu adam onun hayatı olabilirimiydi ama daha yeni babasını kaybetmişti aşkı düşünmek bencillik mi? Olurdu.
Rabia uzun uzun jack’e bakarken birden genç adam uyandı ve bedenlerin ilk buluşması, belki de aşkın beden dilindeki dansı orada yapılmıştı.
İşgal 5’nci günündeydi sabah olmuştu, Rabia ve jack ölen babanın parçalarını toplayarak bir mezar kazdılar ve yaşlı adamdan kalan parçaları oraya gömdüler.
Rabia yüreğinde kocaman bir acı ile sevgilisine sarıldı evet artık bu tabiri kullanmak daha doğru olacaktı, onlar artık sevgiliydi…
Bu küçük kulübe da daha ne kadar saklanılabilirdi derin düşüncelere daldılar, bir çıkış yolu olmalıydı ve artık kan durmalıydı kan durmasa bile buralardan gitmek lazımdı.

3 arkadaş Rabia’nın getirdiği küçük radyoyu açarak savaş haberlerini dinlemeye başladılar, amerikan ordusu yavaş yavaş ırak içlerine doğru ilerliyordu,
Havadan bombardıman belli aralıklara sürüyor ve ırak git gide yaşanmaz bir hal alıyordu.
Samuel ve orvin buradan hep birlikte kaçmamız gerekiyor dedi savaşı durduramasak bile bunu sizin aşkınız için yapmalıyız dediler, jack ve Rabia birbirlerine bakarak ne olursa olsun ayrılmayalım dediler.
Samuel ve orvin amerikan ordusundan bir askeri jip çalmayı düşündüler o arabayla şüphe çekmeden bir yerlere gidebilirlerdi belki de, çok riskli bir plandı çünkü yanlarında Rabia da olacaktı.
Jack Rabia’ya askeri bir üniforma giydiririz, birazda yüzünü kirletiriz olur biter dedi.
Bu fikir yavaş yavaş kafalarına yatmaya başlamıştı, 3 arkadaş bir şeyler yiyelim ve sonrada düşünmeye başlayalım dediler…
Rabia hemen bir şeyler hazırladı o dokununca en fakir sofra bile bir ziyafete dönüşüyordu sanki Rabia namaz kılmaya başladı ve jack o namazını bitirene kadar sofraya oturmadı ne zaman ki, Rabia namazını bitirdi jack sofraya oturdu.
Jack bu ibadet şeklini Rabia’ya sordu ve tüm detaylarını öğrenmek istedi Rabia da en ince ayrıntısına kadar anlattı durdu bütün gece.

‘’ÖZGÜRLÜĞE ADIMLAR’’

Dört kader ortağı özgürlüğe doğru yola çıktılar, araçla bir yere kadar kaçacaklar ve bir limanda inip bir gemiyle Amerika ya doğru yola çıkacaklardı.
Samuel herkesin çok dikkatli olmasını söyledi, yolda ilerlerken araç amerikan ordusu tarafından durduruldu.
Araca doğru yaklaşa amerikan askeri merhaba yolculuk nereye? Diye sordu, orvin araç bakımı için gidiyoruz bir problem yok dedi… Fakat araçta başı öne eğik üniforma giymiş olarak duran Rabia dikkat çekiyordu araç dışındaki asker, hey asker neden kafan öne eğik iyi misin? Diye sordu.
Herkes sakin bir şekilde biraz fazla nöbet tuttu ve uyuması gerekiyor diyerek olayı yatıştırdılar.
Yola devam etmeleri için izin çıkmıştı ve hızla sürmeye devam ettiler yol gittikçe uzuyordu sanki ama kimse umutlarını yitirmemişti.
Rabia ve Jack özgürlüğe koşar adım ulaşmaya çalışıyorlardı.

Orvin herkesten soğukkanlı görünüyordu diğerlerinin gözlerinde biraz korku ve birazda heyecan vardı.
Samuel iki sevgiliye dönüp ne olursa olsun bu dört kader ortağı ayrılmayacak diyerek söz istedi ve tabi herkes söz verdi, bu dört arkadaş kalıp savaşmak yerine savaştan vazgeçip insanları kirli ve para dolu dünyası ile baş başa bırakmak istedi.
Jack bir şeyler anlatmaya başladı ve şöyle konuştu…
—Bu yapılan kavga bir avuç petrol için diğer sebeplerin hepsi yalan anlatılanlar safsata para, petrol, silah ve diktatör sistem dengeler tamamen para üzerine kurulmuş bir dünya ve biz bu dünyada zenci, beyaz, Hıristiyan, Müslüman, Budist v.s. ayrılmışız ama biz kardeş olmayı başaramamışız.
Ben Rabia’yı sevmişsem bu ne engel din, dil, ırk v.s her şeye rağmen seveceğiz ve bir gün evleneceğiz diyerek içinde tuttuklarını artık dışa vurmuştu.

Artık gemiye binme vakti yaklaşmıştı araçla birlikte, araç bakımı yapılan gemiye bindiler araçtan inince bir heyecan kaplamıştı hepsini, gemide ki çavuşa durumu anlattılar sanki gerçekten bakıma gelmişler ve Amerika’ya geri dönmek üzere gemiye geldiklerini söylediler.
Uzun sürecek bir serüven daha başlamıştı ve kimse Rabia’nın bir kadın olduğunu anlamadı.
Odalarına çekilerek dinlenmeye başladılar, iki sevgili aynı kamara da kalıyordu.
Gemi Amerika’ya varır varmaz 3 arkadaş orduyu bırakacaklardı ve Rabia’yı da alıp Amerika’yı terk edeceklerdi.
Özgürlük için çok az bir yol kalmıştı ve bir şarkı daha söyleme vakti gelmişti, Jack Rabia’nın kulağına bir aşk şarkısı fısıldamaya başladı ve bu şarkıyla uykuya daldılar.

Nothing Else Matters - Metallica

So close no matter how far
Ne kadar uzak olsak da çok yakınız

Couldn't be much more from the heart
Daha yürekten olamazdım

Forever trusting who we are
Daima kim olduğumuza güveniyorum

And nothing else matters
Ve başka hiçbir şey önemli değil

Never opened myself this way
Kendimi hiç bu şekilde açmamıştım

Life is ours, we live it our way
Hayat bizim, onu bildiğimiz gibi yaşıyoruz

All these words I don't just say
Tüm bu sözleri söylemiş olmak için söylemiyorum

And nothing else matters
Ve başka hiçbir şey önemli değil

Trust I seek and I find in you
Güveni sende arıyor ve buluyorum

Every day for us something new
Her gün bizim için yeni bir şey

Open mind for a different view
Farklı bir görüşe açık bir zihin

And nothing else matters
Ve başka hiçbir şey önemli değil

Never cared for what they do
Ne yaptıklarını hiç umursamadım

Never cared for what they know
Ne bildiklerini hiç umursamadım

But I know
Ama biliyorum

So close no matter how far
Ne kadar uzak olsak da çok yakınız

Couldn't be much more from the heart
Daha yürekten olamazdım

Forever trusting who we are
Daima kim olduğumuza güveniyorum

And nothing else matters
Ve başka hiçbir şey önemli değil

Never cared for what they do
Ne yaptıklarını hiç umursamadım

Never cared for what they know
Ne bildiklerini hiç umursamadım

But I know
Ama biliyorum

Never opened myself this way
Kendimi hiç bu şekilde açmamıştım

Life is ours, we live it our way
Hayat bizim, onu bildiğimiz gibi yaşıyoruz

All these words I don't just say
Tüm bu sözleri söylemiş olmak için söylemiyorum

And nothing else matters
Ve başka hiçbir şey önemli değil

Trust I seek and I find in you
Güveni sende arıyor ve buluyorum

Every day for us something new
Her gün bizim için yeni bir şey

Open mind for a different view
Farklı bir görüşe açık bir zihin

And nothing else matters
Ve başka hiçbir şey önemli değil

Never cared for what they say
Ne dediklerini hiç umursamadım

Never cared for games they play
Oynadıkları oyunları hiç umursamadım

Never cared for what they do
Ne yaptıklarını hiç umursamadım

Never cared for what they know
Ne bildiklerini hiç umursamadım

And I know
Ve biliyorum

So close no matter how far
Ne kadar uzak olsak da çok yakınız

Couldn't be much more from the heart
Daha yürekten olamazdım

Forever trusting who we are
Daima kim olduğumuza güveniyorum

No nothing else matters
Hayır, başka hiçbir şey önemli değil

Devam Edecek...