www.MABETH.net

Müziğin ve Şiirin Mabeth'ine hoşgeldiniz

30 Haziran 2009 Salı

SEN Mİ FAZLASIN YOKSA İNSANLAR MI DAHA AZ SANA GÖRE...


Zamanla anlayacaksın ruhumdaki değişimleri
İlmek ilmek örecek zaman bedenimi
Sen dünyevi zevklerin peşindeyken ben ruhumu dinliyor olacağım
Bütün kabuğumdan soyunup yeni bir şekil alacağım
Ve sen hiçbirşeyin farkında değilken benim farkımda olacaksın
Hiç zamanla değer kazanıp herşey olacak
Herşey içinde herşeyi barındıracak
Sen bana gelmek için daha önce farketmediğin o yollardan geçeceksin
Kednini bir hiç gibi gördüğün halde hiç olmayan insanlar gibi davranıp hoşgörü kazanacaksın
Senmi fazlasın yoksa insanlarmı daha az sana göre
Şimdi Hiçliği bir kenara bırakıp hiçlik elbiseni soyunup ardıma düş
Korkma yürüdüğün yollarda hiçliğin herşey olacak...

İbrahim KAPLAN - MABETH

27 Haziran 2009 Cumartesi

KİMSESİZLİĞİN İÇİNDEKİ KİM(SESSİZLİK)



‘’KİMSESİZLİĞİN İÇİNDEKİ KİM(SESSİZLİK)’’

Kulaklarım çınlıyor gittiğin günden beri sesin yankılanıyor oda oda kulaklarımda baktığım her yerde gölgeni görüyorum. Beni bu karanlıkların tam ortasında bırakıp gitmeye hakkın yoktu, Sen sadece benimi aydınlatıyordun acaba senin geçtiğin sokaklar bile karanlık şuan
Sokaktaki gördüğümüz taze bir harç vardı hatırladın mı el izi yapmıştık birlikte adımızı yazmıştık o sadece senden kalan en belirgin iz… Bak sana şu kadarını söylemeliyim yaptığın hiç adil bir davranış değil gibi bir sürü nezaket kuralları içerisinde cümleler kurmak isterdim ama inan şuan sana karşı çokta kibar olamıyorum kusura bakma.
Hayır, gitmeye bu kadar meraklı olmasaydın neleri kaçırdığımızın farkına birlikte varabilirdik
Sana git demedim hiç belki tam olarak ta benimle bir ömür kal da diyemedim ama sen yine her zamanki gibi geleceği benden daha iyi gördün beklide (burada gülüyorum şuan).

Bazen bende seni terk edip gitmek istedim aslında ama hiç cesaret edemedim şimdi anlıyorum neden gitmek istediğini gittin de zaten sana kızmıyorum kızamıyorum bir gün döneceksin demek istiyorum ama demek istemiyorum. Beni görenler ruh halimin çokta iyi olmadığını düşünüyor haksızda sayılmazlar kim hala senin sevdiğin her şeyi sabah kahvaltısında gidip
Alır ki bakkaldan manavdan v.s. hâlbuki herkes biliyor çoktan gittiğini…
Sana bir soru aslında birkaç soru bu yalnızlık nöbetleri ne zaman biter ve ben ne zamana kadar sadece senin adından başka bir isim hecelerim bu sorulara en kısa zamanda cevaplar bekliyorum, sabahları seninle uyandığımız saatlerde uyanmaya devam ediyorum, sabah kahvesini yine sert yapıyorum tıpkı senin yaptığın gibi.
Dön artık be vallahi yap bir güzellik haydi.

Bu arada senin hep gece yürürken korktuğun o koridordaki patlak lamba var ya onu değiştirdim gelirsen eğer korkmadan koridorda yürüyebileceksin, kim bilir beklide o lamba bizim göremediğimiz birçok şeyi gösterecek bize.
Bu sana yazıp ta senin haberinin olmadığı kaçıncı mektup beklide artık sana yazdıklarımı sen dâhil herkes görecek ne işe yarar bilemem.
Eğer bir gün kazara bu yazdıklarımı okursan dediğim gibi dönüp dönmemem konusunda hala özgürsün. Ben insanlara yalan söylemeye ne kadar devam edebilirim bilmiyorum ama onlarda sevmişti, seni melek ışığınla kanatlarını öyle güzel açmıştın ki insanlara dostlarımız bile hep sordu seni onları da daha fazla bekletmeyelim istersen gel ve beni bu şizofreni krizlerinden kurtar.

Ben her gece koridorun ışığını yanık bırakacağım, eğer geç saatte gelirsen ayakta olabilirim birden karşına çıkarsam korkma şimdi biraz uyumaya çalışacağım umarım uyandığımda dönmüş olursun.

‘’UYUDUM UYANDIM’’

Uyudum uyandım yine yoksun yine yolda gelirken o çok sevdiğin arkadaşlarına takıldın onlarda dedikodu yaptılar kesin sen yokken hali çok kötüydü, sokağa bile çıkmadı, çıksa dahi bizi görmedi selam verdiğimizde v.s. anlattılar sana mutlaka ama inanma hiçbirine.
Arkadaşların anlatırken abartmışlardır biraz en basit alkolü biraz fazla almaya başladım, sabah bir kuru ekmek yemişimdir sonra yine alkol, fazla uyumaya başladım, ne soğuk ne sıcak fark etmiyorum balkonda öyle pinekliyorum falan filan işte bunlarda artık sıradan geliyor bana arkadaşlarının büyütmesi yani.
Sakın benim arkadaşlarımı görürsen onlarla konuşma canını sıkmasınlar senin şimdi(-HEPSİ SANA DÜŞMAN NASIL SÖYLERİM Kİ SANA:=[ )

Neyse gelirsen eğer yiyecek bir şeyler getir galiba senden başka kimsenin elinden bir şeyler yemeye hala alışamadım annem hariç tabi ama ona da belli etmiyorum gidince iyiyim diyorum yetiyor inanmıyor ama olsun. Hayata dair hiçbir heves bırakmadın bende dersem inan sen hayatımda yokken sık sık şebnem ferah konserlerine giderdim şimdi onu da ihmal ediyorum senin yüzünden :=) evet kıskan diye söyledim belki kıskanırda geri dönersin kim bilir.
Kalbimin üzerinde bir ağrı peydah oldu ki sorma anlam veremedim doktora da gidemiyorum korkumdan o çok sevdiğim birlikte izlediğimiz Sadri ALIŞIK filmlerindeki o sarhoş ama her zaman hayran olduğum adama döndüm. Sen yokken kurduğum rakı sofraları hicaz bir yalnızlık biraz ney takisimi derken kanun acı acı yakıyor yüreğimi öyle idare edip gidiyoruz.

Ah müjgan ah derdim sana kızardın bana çünkü o filmde de müjgan hüsnü karakterini yani Sadri ALIŞIK ustayı terk edip gidiyordu bana kızıyordun ama sen ne yaptın sende çektin gittin söyle ah müjgan ah haksızmıyım.
Bugün de gelmeyeceksin galiba senin bugün döneceğini düşünenler şimdi sana çok kızacak haberin olsun cep telefonumda kapalı ama sadece sana özel olan açık her zaman arayabilirsin söylememe gerek yok zaten.
Bu arada bilgisayarda yine o şarkı takıldı kaldı sadece onu dinliyorum hani Sezen AKSU yani kraliçem söylüyor ya
KAÇAK
Bir daha bu yolları aynı hevesle yürürmüyüm
Kim bilir ne bekliyor kalırmıyım ölürmüyüm
Ne malum dünya gözüyle bir daha görürmüyüm
Pişman değilim amma koptum kederden…

Ben biraz dışarı çıkıyorum eğer yolda karşılaşırsak birlikte döneriz olur mu?
Bu arada sen geldiğinde ben evde olmazsam eğer anahtarın var açar girersin elin değmişken biraz evi toparlarsın ama yorgun olursan hiç dokunma senin gelmen yeter zaten.

‘’NASIL TANIŞMIŞTIK HATIRLA’’

Dün dışarı çıkmıştım sensiz o ev beni çok bunaltıyor diye belki sen bana gelirken yolda karşılaşırız diye ama geçtiğim hiçbir yolda rastlaşmadık bir ara arkadaşlarımın yanına gittim
Fakat sanki hepsinin benden sakladıkları bir şeyler olduğunu hissettim çok garip bir histi bu korkuttu beni doğrusu. Evde olmadığım anlarda rahatsız oluyorum sen gelirde beni bulamazsın diye ama senide sokaklarda arıyorum artık kim bilir sende belki beni arıyorsundur tesadüf bir şekilde karşılaşıp birbirimize âşık olduğumuz o gün gibi.
Seninle karşılaştığımız o günü hiçbir zaman unutmadım ki zaten ben yine bir konser için bilet almaya sıraya geçmiştim o kadıköydeki gişeden sende sırada benim önümdeydin ikimizde aynı konsere bilet almak istediğimizi fark ettik tesadüf…
Derken o gişede bilet kalmadığını söylemişti görevli sırada da son senle ben kalmıştık ikimizde aynı cevabı alıp diğer bilet gişesine doğru yürümeye başladık birden ikimiz de dolmuşa attık kendimizi ondan sonrası çok ilginç zaten.

İkimizde birbirimize bakıp İlhan İREM konseri dedik sonra güldük  sende benim gibi İlhan İREM’İ yüreğinin en güzel yerine koymuşsun dün gibi hatırlıyorum o gün biraz saçmalamıştık ama gözlerimiz bizden önce zaten muhabbet ediyordu farkındaydık. Sonra sen en çok hangi şarkı dedin ama bunun cevabını sende zaten biliyordun çünkü bu şarkılar ayrılmaz bir bütündü… Ama ben ANLASANA dedim sen neyi anlamalıyım diyerek biraz saçmalamıştın bende hayır en çok sevdiğim şarkı ANLASANA demiştim İlhan İrem’den demiştim birlikte gülmeye başlamıştık sende benim en çok sevdiğim senin favori şarkın da SAZLIKLARDAN HAVALANAN dedin.
Dolmuştan indik bilet gişesine doğru yürümeye başladık biletlerimizi aldık çok heyecanlıydık ikimizde bir an saçma bir soru sorduk –konsere yalnız mı gidiyorsun? Elbette çünkü ikimizde birer tane bilet almıştık  o gün sözleştik ben senden telefonunu istedim çekine çekine ama sende beni kırmadın vermiştin ikimizin de aslında telaşı vardı ben stüdyo ya provaya yetişecektim sende okula o gün tekrar görüşmek üzere ayrıldık.

Ben o gün stüdyo da şarkıları hep seni düşünerek söylemiştim gruptaki herkes şaşırmıştı İbrahim sende bugün bir değişiklik var coşturdun bizi ama duygusal şarkılar da ise ağlattın maşallah demişlerdi. Prova biter bitmez telefona sarıldım seni aramak istedim ama rahatsız olmandan korkmuştum bir an bir cesaret geldi ve seni aradım… İşte adını ilk söylediğim o an gelmişti sen alo dedin ben ise Ayşegül rahatsız emiyorum diye girmiştim söze sende yok ne rahatsızlığı dedin ama bir an bir sessizlik oldu konuşamadık sonra yarın görüşmek üzere telefonu kapattık.
İlk buluşmayı zaten ömrümün sonuna dek hiç unutamam bir tanıştığımız gün birde ilk randevumuz ölsem de çıkmaz aklımdan onu da anlatacağım sana sanki benle buluşan sen değilmişsin gibi … Ama çok görme bana bunu sen yokken ben hep sana anlatıyorum seni beni seninle ne sığdırdıysak birlikte olduğumuz o anlara hep anlatıyorum sana.
Neyse alkol bitmiş gidip yenilerini alıp geliyorum sakın bir yere ayrılma tamamı birazdan geleceğim anlatmaya devam edeceğim….

‘’BİRLİKTE İLK KONSER’’

Konser günü gelmişti o sabah çok erken uyanmıştım senin için ve tabiî ki İlhan İREM konseri için hazırlıklara erken başlamıştım kuaföre gitmiştim daha bir sürü hazırlık…
O konserin bizim için özel olmasını istediğimden ahşap ve küçük bir kutunun içine gülkurusu tozları ve 3 tanede gül koymuştum içine de sadece bize özel dizeler yazmıştım ve sen konser başlamadan yarım saat önce o kutuyu çok merak ederek açmıştın ve tabiî ki oracıkta ağlamaya başlamıştın.
‘’KUTUDA YAZILI OLAN BİZE ÖZEL DİZELER’’

SENİ GÖRDÜM DÜŞÜMDE

CENNETTEN MEYVELER GÖRDÜM DÜŞÜMDE
UYKUMUN EN UYANIK HALİNDEYDİM
SENİDE GÖRDÜM CENNET BAYHÇESİNDE
AY IŞIĞI GİBİYDİ GÖZLERİN

MANEVİYATIMIN KÂİNATIDIR GÖZLERİN
ELERİN CENNETİDİR ELLERİMİN
HU SESLERİYLE GELDİ AŞKIN
GÖZLERİNE ESİR EYLEDİN…

Diye devam eden o dizeler.

Sahnedeki dev konsere anlasana ile başlamıştı buda bizim şarkımızdı ilk elimi de o konserde tutmuştun zaten ben o anı hiç unutmadım ki… Ahşap kutudaki notu okudun bana sarıldın ve artık ellerin elimdeydi karşımızda tanışmamıza neden olan dev İlhan İREM ellerimde ellerin gözlerimiz zaten bizden önce sevişiyor birbirine bakarken bundan daha büyük bir aşk tarifi olamaz beklide.
Sıra senin en çok sevdiğin şarkıya gelmişti Ayrılık Akşamı (Konuşamıyorum) Bu aşk sıradan bir aşk olmayacaktı içindeki manevi aşk tadı bizi ışık dolu yarınlara götürecekti…
Konser boyunca ellerimiz hiç ayrılmadı bütün şarkıları bağıra bağıra söylemiştik sahnede ki dev şarkı söyledikçe devleşiyor ve bizim ölümsüz aşkımıza şahitlik ediyordu.

Konser bitti ve o gece eve gitmeni istememiştim cennetini bekleyen bir melek gibi benim evimde bizim mabedimiz de aşkın kanat sesleri içerisinde huzur dolu bir gece yaşamıştık.
Benim hayatımda unutamadığım ve hafızamdan asla silemeyeceğim o konser günü ve gecesidir şimdi sen yokken anlatmaya devam edeceğim ki biliyorum okuyacaksın bu yazdıklarımı eğer okurda haber vermezsen kendimi çok yalnız hissedeceğim çünkü benim kalabalığımda sensin yalnızlığımda sensin…
‘’BÜTÜN GECE YANIBAŞIMDAYDIN’’

O dev konser sonrası hastalanmıştım ateşlenmiştim ve sen yine bir melek marifetiyle başımdan hiç ayrılmamıştın şimdilerde ise hastalansam ateşlensem de hep yalnızım…
Çok üzülmüştün senin suçun olmadığı halde kendini suçlamıştın neden konser sonrası sahilde gezdik diye ama o dakikalar için hasta olmaya bile değerdi inan.
Hatırlasana sen hasta olunca sakın başkasını çağırma sana hep ben bakacağım diyordun ama şimdi ne sen varsın ne de başkası… Ben bugün rahatsızım biraz üşüttüm galiba tabi sıcak soğuk demeden seninle oturduğum o balkondan ayrılmıyorum orada yemek yiyor orada alkol alıyorum ve sonrası böyle hastalık yokluğun bana galiba hiç iyi gelmedi.
Biliyorsun ilaç almayı ve sık sık doktora gitmeyi sevmem her zamanki teorim var ya beni her baş ağrısında doktora gidersem psikopat olurum ben derdim :-) şimdi gitmeden de psikolojim bozuldu gibi çünkü sen yoksun.

Şu telefonunu bir açsan sadece hastayım gel bana bak diyeceğim ama açmıyorsun ki tamam gel yine dönersin ama ben tek başıma kendime bakamıyorum. Eskiden olsa hiçbir şeye üşenmez kalkar yapardım şimdi tek yapabildiğim uyuşmak istediğimde alkole sarılmak daha öncede söylemiştim ya yavaş yavaş şizofren bir adam olacağım galiba.
Senin bir dokunmanda sanki antibiyotik etkisi vardı nasıl yapıyordun bilmiyorum ama bana sen çok iyi geliyordun ateşimi dudaklarınla ölçüyordun ya ben bazen bilerek ateşim varmı bak diyordum sana :-). Şimdi de gelip ateşimi ölçermisin onu bile yapmaktan acizim inan yalvarmakta istemiyorum çünkü sende sevmiyorsun bunu bende biliyorum ama artık dön.

Kötü kötü öksürmeye başladım arkadaşlarım nedense suçu sende ve alkolde buluyorlar iyide sen yokken ben sağlıklı olmuşum ya da olmamışım farkı yok ki…
Sahi senin artık umurunda mı ki yaşamışım ölmüşüm benim hiç şüphem olmadı üzülürüsün elbette ama bu sessizlik ne inan bir türlü anlam veremiyorum benim hasta olduğumu bile hisseder gelirdin sen.
Bu ev artık boğuyor beni nereye baksam sen ve senden bir sürü hatıra bende kendi kendime anıları anlatıp avunuyorum yarında kendime güzel bir sen dolu bir anı seçtim yine senden kalan giysileri de karşıma alıp saatlerce seni anlatacağım sanki onlar hiç duymamış görmemiş gibi.
Yine ağır bir uyku bastı biliyorsun hastayım da zaten ben biraz dinleneyim bu genç yaştaki yorgun beden biraz dinlensin belki uyandığımda burada olur ve bana bir bardak ıhlamur kaynatmış olursun…

‘’O KAFEDE RASTLADIM İZLERİNE’’

Bu sabah uyandığımda ilk kez seninle sürekli gittiğimiz o kafeye gidip orada kahvaltı etmek istedim ve günler sonra ilk kez sabah adam gibi sabah kahvaltısı yapacaktım.Yola çıktım Kadıköy minibüsüne bindim ve kafeye doğru yol aldım sanki sana doğru ilerliyorduk hızla yol bittikçe sonunda seni göreceğimi sanıyordum…Minibüsten indiğimde çok değişik duygular kapladı içimi sanki gerçekten nefes aldığımı hissettim denizin o kirli maviliği ve havası birden içime doğru aktı gitti, hatta kafenin sokağına girdiğimde içim çok tuhaf oldum birlikte yürüdüğümüz bu yol, esnaf, etraftaki yüzler bile her şey aynıydı hepsi bana seni sorarcasına gözlerimin içine bakıyorlardı.Birlikte sürekli gittiğimiz o kitapçıya girdim oradaki ağabey beni görünce önce halimi hatırımı sordu daha sonrada yavaş yavaş alışmaya başladığım o soru geldi hayırdır Ayşegül nerede diye ondan haber alamadığımı söyledim ve bana beni anladığını söyleyerek sana ait bir kitap verdi.Bir gün o kitapçıya gelip bir kitap seçmişsin tanışmamıza sebep olan dev İlhan İREM’İN kitabı ‘Siyah Kuğunun Şarkısı’ adlı kitabı bana vermesi için kitapçı ağabey’den rica etmişsin o an inanamadım dünyalar benim olmuştu sanki.Beni terk edip gittiğin gün o kitapçıya gidip kitabı almışsın içine de ömrüm boyunca unutamayacağım o dizeleri yazmışsın hala dün gibi aklımda…


KİTAPTA YAZILI DİZELER

Rüyamda gördüm
Bugün bana dedin ki;
"Rüyamda seni gördüm
Kalabalığın içinde öylece gerçek gibiydin
Gözlerime baktın, bir şey söylemeden
Kavuşmuştuk"

Rüyandaki ben bile sana kavuşurken
Bendeki bu ayrılık, bu uzaklık neden
Suretine hasret günlerim var
Sensizlikler biriktiriyorum
Hüzünlerimin üzerine koyarak
İçimdeki sensizliği ve sessizliği
Yaşıyorum acı dolu zamanlarımda
Kavuşacağım günü beklerken

Rüyandaki ben, bendeki sen
Uzaklıklar ayıramaz artık bizi
Zaman ve mekan kavramlarının üzerinde
İlahi bir aşk bizimkisi...

Not: Aşkımız için kanat çırpmaya ve koridorlardan geçmeye daima hazır ol, bir yıldız yağmuru ile döneceğim…

O an içim ürperdi ve sanki sen arkamdan beni izliyordun dönüpte seni görmek istedim ama ben dönünce gideceğini düşünerek seni sadece hissetmeye devam ettim oracıkta ağlamaya başladım.
Kafeye doğru yürümeye devam ettim yolda bizim ortak bir arkadaşımıza rastladım bugün anıların günümüydü yoksa yoksa benimi deniyordu yaradan.
Hani bir kız vardı konser de yalnızdı ve sanki hikâyesine ortak olmamız lazım gibi hissedip tanışmıştık onunla oda seni sordu bana yok dedim terk edip gittiğini söyledim, ezgi elimdeki kitabı gördü ve bakmak istedi bende kitabı ona verdim incelemeye başladı…
Birden inanamıyorum dedi bu kitabı sana hediye etmek için Ayşegül ile biz almıştık ve kitabı orada unuttuğumuz fark etmiştik ama dönüpte almak istememişti daha sonra alırım demişti dedi.
Onunda gözleri doldu onu da kafeye davet ettim bana seni anlatmasını rica ettim.
Kafeye girdik ve oradaki ali ağabey ile selamlaştık bana senin ile alakalı bir şeyler söyledi o duvardaki yazı tahtasına bir şeyler yazmışsın okumam içinde tembihlemişsin ali ağabeyi.
Hemen koşarak duvardaki notu elime aldım notta yazanlar şöyleydi.

Umarım kitabı almışsındır oku sakın ihmal etme kitabı okurken beklide bitirmeye çalışırken beni bulursun kim bilir… Unutma seni sevmekten hiç vazgeçmedim.
Işık Ve Sevgiyle…

‘’SEN DOLU KİTAP SAYFALARI’’

Kitabı ve kafedeki notunu aldıktan sonra bir müddet şok halinde kafede oturduk ezgiyle bana seni anlatmasını rica ettim çünkü siz onunla çok iyi arkadaştınız tanıştığımız o günden beri bazen sizin benden önce tanıştığınızı bile düşünmedim dersem yalan olmaz.
Beni bıraktığın gün hep ezgiyleymişsin ona gitmişsin ama beni terk ettiğini söylememişsin, sessizmişsin, akşama kadar bir şey yememişsin defalarca sormuş sana ama ne olduğunu söylememişsin…
Kitabın her sayfasında resmen kokunu duydum bu yalnızlık beni şizofren ettiği kadar kokuya da duyarlı yaptı öyle ki yürüdüğüm yollarda bile kokunu duyar oldum.
Çok sevindiğim bir şeye daha rastladım kitapta bir fotoğraf hani ezginin bizi birlikte çektiği o fotoğraf ve bir kopyasını istediğim ve senin hep geçiştirdiğin o fotoğraf dikkatli bakınca neden görmek istemediğimi anladım. Sen o fotoğrafta ağlamışsın gözlerinden yaşlar gelmiş ve gülmemişsin sadece ben gülüyorum senin gözlerin buğulanmış hatta damlalar süzülmüş ve ben hiç dikkat etmemişim buna nasılda dikkatimden kaçmış çekilirken.

O fotoğrafı sen beni bırakmadan 1 hafta önce çektirmiştik belki de beni bırakmayı o günlerde düşünmeye başladın ona üzüldün çünkü o çektirdiğimiz son fotoğraftı ve ben o fotoğrafı çok istemiştim ama sen bir türlü getirmedin unuttum dedin, senin içinde bir kopyasını çıkarayım getireceğim dedin geçiştirdin… Meğer o fotoğrafta bu ayrılığa ağlıyormuşsun ve bu aşk için ilk gözyaşı döken senmişsin ben buna üzülsem mi sevinsem mi anlayamadım biraz üzüldüm çünkü bizi çok sevmişsin ki ve bu aşk için ilk gözyaşını sen dökmüşsün bende şimdi neden en son ben ağladım diye kızıyorum kendime.
Fotoğrafta sana hediye ettiğim o siyah kelebek var ve elin onun üstünde bizim aşkımız bir kelebek kadar özgür ama ömrü kadar kısa sürmeyecek derdin hep ve bende sana kelebekler direk cennete kanat çırparlar derdim ben nedense o kelebeği o tezgâhta gördüğümde bize benzettim tuhaf.

Kitabın bu sayfasında bir not yazmışsın –bu kitabı büyük bir huşu ve sabır içerisinde oku sakın okumadan diğer sayfalara geçme-
Bende senin dediğini yapıyorum sanki şu küçük kitabın bir yerinden çıkıp gelecekmişsin gibi :-)
Ben kitabı okurken kapı çaldı güldüm günler sonra ilk kez kapım çaldı, gittim açtım ezgi gelmişti şaşırdım yine kapıyı sen geldin hevesiyle açtım ama olsun senden bir parça gelmişti ve içeri girdi senden kalan anılarla dolu terkedilmiş köhne evi gördü.
Ezgi evi toparlamaya başladı bende dokunma ezgi boş ver dedim o hayır ayşegüle söz verdim toparlamam lazım dedi… Nasıl dedim ne sözü yoksa ayşegülle görüşüyor muydu hala tekrar sordum ezgi ne sözü falan diye ama konuyu değiştirdi sen bana bir kahve yap balkonda içelim dedi.
Ayşegül bence ezgi seninle görüşüyor ama benden bir şeyleri gizliyordu kesin nerdesin of çıldırmak üzereyim kulağımda sürekli anlam veremediğim o ney sesi çınlayıp duruyor, bir rüya var neredeyse her gece görüyorum aynı rüyayı. Mas mavi bir gökyüzü beyaz bulutlarla kaplı ve beyaz bulutların üzerinde tren rayları sen bir trene biniyorsun fakat tren kalkmıyor sonra nasıl bir kuvvetse bendeki o kocaman treni ellerimle tuttuğumu fark ediyorum… Sen ne bırak diyorsun ne de sende gel diyorsun ve yine o sürekli huşu içerisinde çalan ney sesini duyuyorum.
Artık bu rüyadan korkuyorum ezgiye de anlattım gözleri doldu belli etmemeye çalıştı ama tuvalete gitti yüzünü yıkadı geldi bence o tuvalette ağladı.
Daha sonra çantasını aldı bana veda etti artık sürekli bana uğrayacağını söyledi bazen kahvaltıya bazen kahveye falan gelecekmiş bende gel dedim gelsin tabi bana seni anlatıyor sürekli.
Merak ediyorsun değil mi neler anlattığını onları da her gün anlatacağım sana merak etme.
Ezgi gitti bu arada o gittikten sonra senin parfümünün kokusunu duydum o küçük oda da hani sürekli İlhan İREM dinlediğimiz ve senin en güzel resimlerini yaptığın o oda sanki senin kokunla dolmuştu.
Derken senin çizdiğin bir resme takıldım resimde ikimize de kanat takmışsın ama benim kanatlarım çok açık değil fakat senin kanatların sanki şahlanmış her an uçacakmışsın gibi duruyor gökyüzü parlak yıldızlarla kaplı bir yıldızın ışığını da yüzümüze yansıtmışsın.
O resimde bile sen gözlerine minik gözyaşı damlaları çizmişsin çok ilginç geldi.
Bu gece bu oda da uyuyacağım hatta balkonda biraz oturup kitabı okumaya burada devam edeceğim bütün gün özellikle kitabı okurken bir ney taksimi dinleyeceğim ve her zamanki gibi seni bekleyeceğim…

‘’UYKUSUZ BİR GECE’’

Bütün gece uyumadım kitabı okudum ve her sayfada senden bir sürpriz bekledim durdum kitap bitti ve kitabın en sonunda bir şeyler yazmıştın.
Not: Kitabı büyük bir sabırla okuduğun için çok teşekkürler sabrından hiçbir zaman şüphem olmamıştı zaten sabretmeye devam et sevecen…
Ben aslında böyle hayal etmemiştim ben kitabı okurken çıkıp gelirsin diye hayal ettim ama olmadı bu arada senin gittiğin gün kapımda minik bir köpek yavrusu buldum nereden geldi kim bıraktı hiçbir fikrim yok.
Onu görür görmez öyle bir baktı ki gözlerime beni içeriye al çok üşüdüm der gibi sanki onu aldım bir sepetin içinde büyütüyorum dişiymiş bu arada adını da giz koydum sır dolu bakıyordu sanki küçük beyaz bir köpek.

Bugün dışarıya çıkacağım bir ara veterinere götürüp neyi var neyi yok aşı vesaire yaptırmak istiyorum, gece ezgi aradı sabah kahvaltıya geleceğim erken kalk falan deyip yine müdahale etti bu şizofren hayatıma… Kendime şizofren dediğimi bir duysan bağırır çağırırdın bana ama ne yapayım çünkü çektin gittin beni bu yalnızlığa sen ittin hiç kızma çoğu senin suçun.
Bugün telefonumu açtım hani şu herkesin bildiği ama kapalı olan yüzlerce kişi aramış mesaj atmış falan ama senden bir iz bir ses yok hala.
Telefonum çaldı bugün ve bu numarayı tanımıyorum ama açmam lazım sen olabilirsin diye alo dedim ama Ses yok sen olabilirmisin acaba lütfen sen ol çok istiyorum sesini duymayı.
Hani her sabah arayıp bana rüyalarını anlatırdın ya yine yap bunu o kadar çok özledim ki
Ben hazırlanıp dışarı çıkayım ezgiyle de dışarıda buluşuruz artık hiç kahvaltıyla uğraşacak halim yok köpeğide veterinere götürmem lazım.
Bugün senin için az yazdım ama gece sanki bir ara sen benim ellerimden tuttun ve bir şiir yazdırdın bana senin için onuda yazıp dışarı çıkmalıyım çünkü seni görecekmişim gibi bir his var içimde çok farklı bir telaş var sanki bugün bende işte şiirin…

Melankolik

Şimdi sen uykuların en güzelinde,
Gökkuşağı bezenmiş rüyalar görürken
Ben seyre dalıyorum;
Gök kubbede zümrüt kolye gibi dizilmiş yıldızları

Ay suretine bürünüp,
Bana, seni armağan ederken
Sen uzaklıklarda kaybolup
Hasret girdabına sokuyorsun biçare gönlümü

Tüm şehir uyurken, ben
Seni düşlüyorum, en uyanık halimle
Her şeyi sana benzetip,
Seni her şeye benzetiyorum.

Bu melankolik hallerim senden sonra
Bu divane bakışlarım, hep senden sonra
Bulamazken seni hiçbir yerde
Her yerde seni buluyorum

Tüm uyanışlarda sen oluyorsun
Yeniden karşılarken sabahı
Gözlerimi senin hayalinle açıp
Şehrin kalabalığında seni aramaya devam ediyorum…

‘’SANA YAKLAŞIYORUM’’

Bu sabah kapının sesiyle uyandım ve tabiî ki yine gelen ezgiydi kahvaltı için gelmiş bazen sen mi gönderiyorsun diye düşünmüyor değilim.
Çay demledik balkonda kahvaltı ettik giz yani köpeği güneşe çıkardık ve dün veterinerde çok akıllı durdu hiçbir hastalığı da yokmuş aşılarını oldu aldım geldim.
Bugün ezgide bir haller var öyle hissediyorum ki senin yanından gelmiyordu ve sanki senin parfümün sinmişti üstüne bir garipti gözleriyle bir şeyler anlatmaya çalışıyordu iyice kafam karışıyordu artık…
Ezgi eğer bir şeyler saklıyorsa mutlaka öğrenecektim adım gibi eminim ki senin yerini biliyor ama bana söylemiyor.
Hava çok güzel bugün ve yine mahalleye o seyyar dönme dolapçı geldi yine çocuklara para attım balkondan hepsi binsin diye sen çok severdin çocukları öyle mutlu görmeyi ama ne yazık kendi çocuğumuzu göremedik :-(
Ezgi kalın bir ajanda ile gelmişti bugün sürekli edebiyattan şiirlerden ve yazılardan konuştuk ama çok iyi anladım ki tekrar yazmamı istiyordu ama ben hala yazıyordum haberi yoktu tabi.
Sana yazmaktan nasıl vazgeçebilirim ki.

Bugün çok doğru olmayan bir şey yaptım ezgi bir ara markete çıktı ve ben ajandasını karıştırdım sırf seni bulmak için sabırla baktım sayfalara hatta ararken bir şiir dikkatimi çekti.

Sırlar üzer insanı bazen tutmak zorunda olduğumuz
Üzgün yüzler görünce dökülesi gelir tüm sırların
Ben ne yapmalıyım bilemiyorum
Hangi sırrı hangi sır sahibine söylesem
Birilerini kurtarır mı acaba sırlarımın içindeki gizler…

O satırları okuyunca ezgide çok büyük sırlar olduğunu hissettim ve sayfaları karıştırmaya devam ettim.
Her an içeri girip yakalayabilirdi beni ama olsun her şeye razıyım senin adresin ezgide var ve sen onunla görüşüyorsun hiçbir his bu kadar kuvvetli olmadı son günlerde ve ben her gün seni bulmak için izler arıyorum.
Bir şey yakaladım ajanda da galiba ama pekte hoşuma gitmedi şöyle yazıyordu… ayşegülün hastane kontrol günü? Bu ne anlama geliyordu sen hastamıydın yoksa sıradan bir kontrol olabilirmiydi.
Ürkmeye başladım iyice karıştırdım sayfaları bu kontrol tarihi 2 gün sonrasını gösteriyordu işte artık emindim yaşıyorsun ve ezgide seninle görüşüyordu ama bu hastalık neydi bunun cevabını bulmak için daha önce ezginin geri çevirdiğim bir akşam ona gitmeye davetini kabul etmeye karar verdim… biraz daha sayfaları çevirdim ve işte senden bir iz daha sadece A harfi bulunan bir cep telefonu numarası hemen kaydettim ezgi gidince hemen arayıp sesini duymak istiyorum inşallah sensin ve 2 gün sonra seni görme hayali ile uyumadan bekleyeceğim.
NE OLURSA OLSUN IŞIĞIMIZI SÖNDÜREMEYECEK HAYAT.

‘’BÜTÜN GECE RÜYALARIMDAYDIN’’

Bütün gece rüyalar gördüm parça parça bir tanesin de uzun bir koridordayım ışığı zor seçebiliyorum sağımda solumda kapılar var etrafa bakınıyorum birden bir ses yani senin sesin beni çağırıyor ellerime bakıyorum avuçlarımda kan tutuyorum bir kan torbası ve ben seni arıyorum.
Anında uyandım çok korkmuştum ama galiba bu gece bana uyku yoktu.
Tekrar yattım senden sonra boynu bükük kalan yastığa sarılarak uyumaya çalıştım hala kokun yastıktaydı… Evimin her köşesi zaten seninle dolu senden kalan hiçbir anıyı atmadım eskilerin arasına çünkü benim sana ait hiçbir eskim olmadı sen hep taze ve yeni kaldın bende.
Tekrar rüya gördüm bu kez bir kapıdayım ve açmaya korkuyorum sesin kesildi emin de değilim senin o oda da olduğundan tam kapıyı açmaya çalışırken bir ses açma diye bağırdı arkamı döndüm ezgi karşımda belirdi ve öylece elimi tuttu bana mani oldu açmamı istemedi o kapıyı.

Uyanır uyanmaz ezgiyi aradım çok korktuğumu ve kötü rüyalar gördüğümü anlattım oda bu gece orda kalma çık bana gel dedi bende arabaya atladığım gibi ezgiye gittim.
Apartmanın kapısından girerken o garip hisse kapıldım senden bir şeyler hissettim bu apartmanda sanki senin kokun vardı buralarda.
Ezgi 3.cü katta oturuyor ve o kata yaklaştıkça daha da sık hissediyorum kokunu nedense ezginin dairesinin karşısındaki daire de bir şeyler hissettim sanki sen oradaymışsın gibi off iyice paranoyak oldum :- (
Kapıyı çaldım ezgi açtı ve yüzümdeki korkuyu hemen anladı ben direk alkol var mı? diye sordum oda var dedi ve içmeye başladım bu arada da ezgi hadi anlat dedi ne oldu ne gördün dedi.

Rüyamda seni gördüğümü ama sadece sesini duyabildiğimi ellerimdeki kanı falan anlattım ezginin rengi değişti birden bire ve o siyah ajanda ya baktı benim gördüğümü görmedi gitti ajandayı aldı ve tarihi kontrol etti bu olaydan sonra iyice emin oldum ki yaşıyorsun.
Ezgiyle biraz oturduk ama inan biz çok fazla konuşmuyoruz ezgiyle ezgi benden de dalgın ve bakışlarını kaçırıyor benden…
Ezgi yattı ve bende lavaboya gittim, dişlerimi fırçalamak için dolabı açtım macunu arıyordum köşelerde gizlenmiş bir parfüm şişesi gözüme çarptı işte o senin parfümündü dondum kaldım o an ne yapacağımı bilemeden öylece kaldım.
İşte yanılmamıştım bu apartmanda senden bir şeyler olduğuna şimdi tek merak ettiğim karşı dairede kimin oturduğu ve hala aramaya cesaret edemediğim o ajandada ki telefon numarası.
Şimdi ezgiyi uyandırsam orsam ne bildiğini ve bu parfümün orada ne aradığını ama kendime engel olamam agresifleşirim sonra kızı da huzursuz ederim sabırla bekleyip hareket etmeliyim…
Ezginin bana hazırladığı yatağa uzandım telefonumu almak için sehpaya uzanmak istedim ve yine senden bir iz karşıma çıktı senin terliklerin o siyah tüylerle kaplı en sevdiğin terliklerin ve oracıkta ağlamaya başladım.
Sadece 1 gün kaldı seni göreceğim güne bunu yürekten hissediyorum ve seni hissettiğim bu evde uykuya dalmak üzereyim eğer buralardaysan iyi geceler her zaman söylerdin ya bana cennet tadında uykuların olsun tamamı…

‘’BİR ADIM UZAĞIMDAYDIN’’

Bütün gece yarı uyur yarı uyanıktım en ufak bir tık sesine uyandım bir ara kapı açıldı kalktım ve ezgi elinde bir anahtar ve çanta karşı dairenin kapısını açmaya çalışıyordu.
Hiç sesimi çıkarmadım kapıya doğru yaklaştım göz ucuyla içeri baktım senin parfümünün kokusu yayıldı biraz daha bakındım ve o an oracıkta heyecandan bayılmamak için kendimi zor tuttum.
Her yer senin eşyalarınla doluydu ve ezgi elindeki çantaya senin kıyafetlerini dolduruyordu ikimizin birlikte yaptırdığımız o kara kalem resim duvar da asılıydı her yer sendin bu evde o an anladım ki senin evindi burası hislerim beni yanıltmamıştı.
Ezgi sana eşya topladığına göre sen yaşıyordun ve bu bir hastalığa işaretti sen hastaydın ama bu beni korkutmuştu kapıdan içeri girip senin eşyalarınla uyumak ve senin yatağına uzanmak istedim ama olmadı… Diğer evinden taşınmış tam ezginin karşında daire tutmuşsun ve ezgi seni gördüğünü benden saklamış.
Ezgi alacaklarını almıştı beni görmeden yatağıma geri döndüm ve sabahı beklemek için yatağıma uzandım.

Heyecan ve korku sardı beni şimdi sabah ezgiyi takip etmeye karar verdim seni bir kez olsun görmek için her şeyi yapmalıyım.
Aslında yeni yeni parçaları birleştiriyorum bir gün yanıma moralin bozuk bir şekilde gelmiştin sordum sordum söylemedin ve o günden sonra bazı günler görüşmedik demek ki benden gizlediğin bir hastalık vardı üzülmemi istemedin ortaya çıkınca…
Seninle ölüm döşeğinde bile tanışsaydık yine severdim inan sen benim için gittin ama ben sen gittiğinden beri zaten yaşamıyorum ölümse gel birlikte ölürüz yaşamsa yine birlikte.
Beni terk edip gitmeden önce bazı günler çok halsiz geliyordun yanıma rengin kaçmış bem beyaz görüyordum seni soruyordum yorgunluktan diyordun önemseme diyordun şimdi anlıyorum.

Sabah oldu ezgi sessizce kalktı ben uyanırım diye ama zaten uyumadım ki, uyumadan bekledim ezgi kapıdan çıktı arabasına bindi bende arabamla peşinden ona hissettirmeden takip ettim.
Büyük bir heyecan sardı beni seni görecektim biraz sonra belki de ezgi beni aradı yolda beni hissetti sandım ama dışarı çıktığını ve öğleden sonra döneceğini söyledi bende balkonda oturduğumu söyledim yola devam ettim.
Bir ara trafik sıkıştı beni görecek diye çok korktum ama Allahtan görmedi yol açıldı ve ezgi hızlandı gözden kaybetmemek için bende hızlandım…
Bir hastanenin önünde park etti bende onun göremeyeceği bir yere park edip hastaneden içeri girdim ezgiyi takip ettim.
Merdivenlerden yukarı çıktı 2.nci katta bir kapıya yöneldi gittikçe heyecanım arttı ve tabi korkumda çoğaldı ezgi kapıyı aralık unuttu kapıdan kafamı uzattım arkası dönük ve tamamen saçları kazınmış birisi vardı.
Birazcık dönünce yıkıldım senin saçların kazınmış kaşların dökülmüş ve yüzün çökmüştü o an anladım ki sen lösemi olmuştun yani kan kanseri orada yıkıldım ağlamaya başladım benim seni böyle görmemi istemezdin biliyorum ve karşına çıkmadım o kapı aralığı sanki benim mezarım olmuştu yine o ney sesi kulaklarımı çınlatmıştı.
Rüyamda gördüğüm o koridor burasıydı ve aynı açamadığım kapıda buydu sana nasıl layık görmüştü yaradan bu hastalığı bir yarım gir içeri ona sarıl dedi diğer yarım henüz zamanı değil dedi.
O kömür karası saçlar karakaşlar gitmiş yerine hasta bir vücut gelmişti yakışmıyor sana bu hastalık kalk gidelim diyesim geldi sustum… Ezgi kapıya doğru yaklaşınca hemen lavaboya koştum saklandım ağlamaktan helak olmuştum.
Sen göremesen de ben her gün yanına gelip seni ziyaret edecektim sen bu hastalığı yenip karşıma yine aynı şekilde çıkacaktın bunun için elimden ne gelirse yapacağım.
Şimdi ayağa kalkıp evimize geleceğin ve yine bir melek dokunuşuyla yuvamızı cennete çevireceğin günü bekliyorum…

‘’YALNIZ DEĞİLSİN YANIBAŞINDAYIM SEVECEN’’

Seni o hastane odasın da saçların kazınmış, kaşların dökülmüş ve yüzünü yarı beyaz yarı sarı gördüğüm o an bir karar verdim seni asla yalnız bırakmayacaktım.
Eve döndüğüm de gözüm yine alkol şişelerine takıldı biraz içtim ama birden bire tüm şişeleri çöpe attım senin hayata tutunman için neler yapabilirim onu düşünmeye başladım.
Saatlerce düşündüm bazen ağlama krizlerine girdim bazen sustum nefes alamadığım anlar oldu ama hep yüreğimin bir köşesinde senin hayata tutunman için bir umut besledim sen yaşamalıydın çünkü ben hep dualar ettim yaradan bana kuvvet versin ve seni yaşatayım diye…
O gece neler yapabileceğim hakkında birçok düşünceye sahip oldum hatta ezgi aradı bana gelmek istedi ve ben evde olmadığımı bir arkadaşımla olduğumu bahane ederek yalan söyledim.

Sabah ilk kez senin için bir şeyler yedim yani kahvaltı ettim daha sıkı düşünmem için beynimin ve seni kurtarabilecek tüm organlarımın iyi çalışması gerekiyordu.
Balkonda otururken karşıdaki kuaföre takıldı gözüm ve evden hızla çıktım berberden saçlarımı kazımasını istedim kaşlarımı da kazıttım herkes benim delirdiğimi düşünmeye başlamıştı… Mahallede kim görse beni hasta sanmaya başladı hatta komşulardan bir teyze oğlum sana ne oldu yoksa kanser mi? Oldun yani sende mi lösemi oldun diye sordu hiç tereddüt etmeden evet dedim seninle aynı acıyı bende paylaşmalıydım.
Hatta bayadır bende halsiz hissediyorum kendimi bazen burnumda kanıyor sensiz günlerimde kanımım bile vücudumdan çekildiğini hissediyordum ama bunların tek nedeni aşırı alkol sıcak soğuk demeden balkonda sabahlamak falandır herhalde.

Akşam olunca artık içim içime sığmıyordu aklımda hep hastaneye gidip seni görmek vardı ancak bu isteğe 2 gün dayanabildim… İki günün sabahında gazeteyi elime aldım ve bir şok geçirdim o dev İlhan İREM konser verecekti İstanbul da haberi okur okumaz seninle bilet aldığımız o ilk karşılaştığımız yere gittim 2 adet konser bileti aldım hem de en önden.
Seninle o konsere ne olursa olsun gitmeliydik gece oluyordu ve ben saat 3 suların da hastaneye ulaştım biraz senin başucunda oturdum seni izledim…
Artık ne olursa olsun beni görmeliydin birden gözlerini açtın beni gördün o an gözlerinden yaşlar aktı ve bende ağlamaya başladım… İbrahim ben böyle olsun istemezdim demeye çalışırken sus dedim Ayşegül bir şey anlatma.
Saçlarımı ve kaşlarımı sordun yoksa sende mi lösemi oldun dedin bende sen varsan varım yoksan yokum dedim günler sonra ilk sarılma gerçekleşmişti.

Cebimden o dev İlhan İREM konser biletlerini çıkardım görünce çok sevinip yine bir melek marifetiyle bir öpücük kondurdun yüzüme.
Seni kanatlarımın altına alarak hastaneden kaçırdım günler sonra yuvamıza yani bir melek marifetiyle dokunduğun o eve getirdim.
O gece için her şeyi düşünmüştüm bir ilhan İREM dinletisi eşliğinde sabahki konser için enerji depolamaya başladık.
Uzun zamandır birlikte uyumadığımız yatağımıza yattık ve günler sonra sen ve ben yine tek vücut olmuştuk sevgi tohumlarımızı ektik ışık tarlamıza.
Sabah oldu hastane ayaktaydı ama biz yuvamızda mutluyduk ezginin telefonlarını da açmıyorduk akşama kadar birbirimize sarılarak yattık, uyuduk şarkılar şiirler okuduk.
Ben senin bir şeyler yazdığını gördüm bir ara okutmadın ama ben de sana yazdım daha sonra okumak üzere sözleştik.
Akşam oldu arabamıza atladık ve konser alanına doğru gitmeye başladık günler sonra heyecan yine aynıydı ve biz yine o dev İlhan İREM eşliğinde cennetimize doğru kanat çırpacaktık.
İşte o an geldi ve İlhan İREM sahneye çıktı müzik yükseldikçe devleşiyordu sanki yine anlasana ile başladı. Bir ara dev İlhan İREM bizimle göz göze geldi iki elini gökyüzüne kaldırarak şarkısını söylemeye devam etti.
Sıra senin şarkına geldi Ayrılık Akşamı (Sazlıklardan Havalanan) bütün atmosferde yankılanmaya başladı biz zaten orada cennete ulaşmıştık gözlerine baktım Yalnız değilsin yanı başındayım sevecen dedim.
Ellerimiz yine kenetlenmişti tıpkı ilk gün ki gibi…

KONSER SONRASI O FELAKET
Konser bittikten sonra yola çıkan konserin etkisinden içmeden sarhoş olan deli gibi araba kullanmaya başlayan İbrahim ve Ayşegül feci bir kaza ile karşılaşır.

—HASTANE’DE YAŞANANLAR--
İbrahim ağır yaralanır ve ameliyata alınır, Ayşegül ise yoğun bakıma alınır İbrahim’in yapılan kontrol ve tahlillerinden sonra kanında şaşılacak bir şekilde lösemi taşıdığı görülür.
Ezgi bu haberi aldıktan sonra şok geçirir ve Allaha dua etmeye başlar…

‘’UYANMANI BEKLİYORUM’’(AYŞEGÜL ANLATIYOR)

Canım ben yoğun bakımdan çıktım sende uyan artık bırak şaka yapmayı ne olur bak seni böyle sessiz yatarken görmek çok acı veriyor bana.
Ben bu lösemi denen hastalığa yakalandığım da sen görme diye hasta halimi sana haber vermeden çektim gittim biliyorum ilk anda öğrenseydin hasta olduğumu benimle birlikte sende üzülecektin ama yine yaptın yapacağını, beni geldin buldun beni kıskandın sende lösemi’ye yakalandın yetmedi beni kaçırdın konsere götürdün…
Şimdi ikimiz de hem kaza geçirdik ve ikimizde aynı hastalığa sahibiz ama böyle sessiz yatma tam bu hastalığa rağmen seninle yaşayacak cesareti bulmuşken beni terk etme lütfen.
Bugüne kadar sen beni yazdın benimle yaşadıklarını bana ve insanlara anlattın bende sen ayağa kalkana kadar sana anlatacağım Sevecen seni yalnız bırakmayacak.

Ezgi bana her gün seni anlatıyordu sanki ben varmışım gibi kahvaltı ve yemek masasına benim için tabaklar koyar benim içinde servis açarmışsın kim yapar ki bunu gerçi yapana da deli derler bazıları ama aşk zaten deliliğin anası…
Ezgi kaç kere senin kolundan tutup hastaneye yanıma getirmek istemiş biliyor musun her seferinde kendine engel olmuş çok yufka yürekli kız Allah iyi ki o dev İlhan İREM konserinde karşımıza çıkarmış onu o olmasa biz kime tutunurduk bu hayatta.
Beni hiç yanıltmadın biliyor musun bir kere bile ezginin yüzüne değişik anlamlarda bakmamışsın ben yokken bile varım gibi hiçbir dişiye göz ucuyla dahi olsa dönüp bakmamışsın… Seni sevdikçe içimde çoğalıyorsun sevgin her gün arttı sen yokken bile hep seni sevdim keşkeleri rafa kaldırıp iyi kilerle doldurdum kalbimi ve beynimi iyi ki varsın ve iyi ki seni tanımışım.

Doktorlar senin için elinden geleni yapıyorlar ama benim sevgilim bu kazayı yenerse benim için ve lösemiyle savaşmak için yener bundan adım gibi eminim ve hiç şüphem yok canım benim.
Bugün ezgi bana bir şey söyledi ve gülsem mi ağlasam mı bilemedim meğer başından beri bizim aşkımızı kaleme almış ve cidden bir kitap ya da senaryo yapmak için yazmaya başlamış.
Bebeğim şimdi hikâyenin bu kısmında ezgi’ye yardımcı olmamız gerekiyor haydi uyan artık sen de bu hikâye mutlu sonla bitsin istemezmisin hem de çok istersin biliyorum.
Senin uyanmanı beklerken sana şiirler yazıyorum ve bunu sen uyanır uyanmaz şarkı yapacaksın biliyorum… Okuyorum beni dikkatlice dinlediğini biliyorum.

GİTME ÖMRÜMÜN SON BESTESİ

Yağmur Bulutları Çok Erken Gelir bazen
Bir Gök Gürültüsüdür Kopar Gider
Başlar İnce İnce Damlalar Saçlarından Dudaklarına Dökülür
Bir Ben Kalırım Dudaklarının İzinde Islak Islak
Kalbinin En Sıcak İklimindeyim Bırak Orda Kalayım
Ve Şimdi Sana Her Mevsimden Tüm Güneşleri Topluyorum

Gitme sana ihtiyacım var, Gitme yüreğimi yaralar
Gitme Bulutlar bize ağlar
Sen giderken buralardan bulutlar yağmur ağlar
Sen giderken buralardan gökyüzü yağmur ağlar

Ne olur gitme…

‘’ELVEDANIN ARDINDA GİZLİ BİR MERHABA’’(AYŞEGÜL ANLATIYOR)

Bugün içimde bir sıkıntı var İbrahim sende uyanmadın hala inadıma yapıyorsun biliyorum sırf sana yalvarmam için orada öylece gözlerini bile açmadan yatıyorsun. Evde de böyle yapardın sabahları seni uyandırmak için neler yapardım uyandırırdım ama sen yine türlü hileyle beni de yanına alırdın ve bir tembellik çökerdi üzerimize.
Ben o sabahları çok özledim biliyor musun haydi uyan ve beni de yanına al şimdi senden habersiz yatsam uzansam yanına ve sen uyansan yine rahat durmasan haydi siyah kelebeğim kalk ve özgürlüğe kanat çırp yine.
Bugün kendimi iyi hissetmiyorum ama tuhaf bir şekilde yaşamak geliyor içimden yine bir sürpriz yapıp önce kendini sonra beni hayata bağlayacaksın değil mi?
Aklıma ne geldi bak sana anlatmam lazım evimizin balkonun da bir kedi yatıp duruyordu sokak kedisi vardı ya hani adını asil koymuştun sen asil bir duruşu var diye bizim o asil yavruladı biliyor musun? 5 yavrunun hepsi de çok şirin ezgi evimize gittiğin de görüp eve almış onları ve güzel bir köşeye konforlu bir yatak yapmış artık isimlerini de sen uyanınca koyarız şimdilik resimlerini koydum başucuna.

Canım gece oldu benim nöbeti ezgiye bırakmam lazım biliyorsun ilaçlarım var onları alıp senin hemen yan tarafında ki oda da uyuyor olacağım bir şey olursa ezgi bana haber verecek.
Yine gitme der gibi duruyorsun beni lafa tutup uyutmayacaksın bütün gün halsiz dolaşacağım ortalıkta yanlış anlama şikâyet etmiyorum hiçbir zaman da seni beklemekten sıkılmadım bir şey itiraf etmem gerek galiba burada.
Hani seninle ilk karşılaştığımız bilet gişesin de ilk sen lafı açmıştın ya ben onu da senden beklemiştim eğer benimle konuşmasaydın çok kızacaktım sana İbrahim ama Allahtan konuştun ve ben seni ömrüm olarak kalbime aldım.
Haydi, artık ilaçlar ve uyku için odama gidiyorum inşallah döndüğüm de uyanmış olursun.

—AYŞEGÜL O GECE BİR RÜYA İLE UYANIR—

Ezgi bir çığlık duyar ayşegülün odasına doğru yönelir…
Ne oldu Ayşegül neden ağladın neden bağırdın sakin ol canım anlat bana haydi ne gördün rüyanda.
Rüyam da İbrahim nefes almakta zorlanıyor gözlerini açıp kapatıyordu ve bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu odasında bir doktor ordusu toplanmış onu kurtarmaya çalışıyorlardı odayı karabulutlar kaplamış canımı benden alıp götürmek istiyorlardı ellerini sıkıca tuttum onu benden almak istediler ezgi…
Ben ellerini bıraksaydım gidecekti bir ara ellerimi bırakma gitmek istemiyorum dedi bana bende asla bırakmayacağımı söyledim.
Birden karanlık bulutlar dağıldı ve etrafa beyaz bulutlar hakim oldu bulutların arasından gökkuşağında ki bütün renklerden oluşan bir merdiven belirdi merdivenin en başında beyaz bir kapı vardı…
Hızla o merdivenlerden çıktım beyaz kapıyı açtım oradan bir erkek ve bir kız çocuğu yani iki melek çıktı ellerinden tuttum, birlikte ibrahimin ellerinden tuttuk ve gözlerini açtı ve bize geri döndü.
İbrahim nasıl yanına gitmeliyim lütfen yanına gidelim.

Ayşegül odaya girer girmez rüyasındaki tablo ile karşılaşır İbrahim ölümle savaşmaktadır doktorlar ellerinden geleni yaparlar ama ibrahimin kalbi durmak üzeredir.
Kimse ayşegüle engel olamadığı için herkes İbrahim’i yaşatmaya devam etmektedir.
Ayşegül birden rüyasındaki çocukların ellerinden tuttuğunu görür ama bu erkek ve kız çocuğunu o an sadece Ayşegül görebilmektedir.
İbrahimin yanına doğru giderler ellerinden sıkıca tutup gitme derler ve bir anda ölüm sinyalleri veren o bağlı olduğu alette yaşam yaşam sinyalleri yükselir.

Ayşegül: Sen nereye gittiğini sanıyorsun beni böyle burada hasta halimle terk ededip cenneti bensiz mi yaşayacaktın yani diyerek gözyaşları içerisin de İbrahim’e sorar İbrahim de küçük bir gülümseme ve kısık bir sesle o iki küçük melek ağlayarak senin gitmemi istemediğini söylediler diyerek hafifçe gülümser.

’İKİ KÜÇÜK MELEK – İLK UYANIŞ’’ AYŞEGÜL ANLATIYOR (4 HAFTA SONRA)

Tam 4 hafta geçti burada seninle birlikte tedavi görmeye başlayalı tüm insanlara örnek olduğumuzu söyledi doktorlar bu nasıl bir sevgiyse hastalıkta bile her geçen gün büyüdü.
Ezgi hala bizi yazmaya devam ediyor biliyor musun İbrahim çokta kararlı bu hikâyeyi devam ettirmeye.
Her gün dua ediyorum senin için kuvvetini topla ve artık ayağa kalk diye ama zaten büyük bir bölümünü atlattık dile kolay tam 4 haftadır kendine gelmeye çalışıyorsun hayata tutunmaya çalışıyorsun sen inatçısın zaten kolay kolay yenilmezsin hayata.
Aşk bir sadakat nöbeti derdin ya sen öyle bekliyorum seni biliyorum ki yaradan bizim yüzümüze gülecek bizi hediyeleriyle hayata bağlayacak…
Rüyalarım yine eskisi gibi cennet tadın da artık sen yanımdayken bile rüyalarımdasın bu gece rüyamda o iki melek bizim ellerimizden tuttu uzun ve ışıklı bir koridora doğru ilerlemeye başladık.

Biz birbirimize kavuştuğumuz gün zaten sanki bir cennet buluşması gerçekleşti seninle var olan tüm gerçekler anlamını değiştirdi asıl gerçek sen oldun artık hayatımda tıpkı o dev İlhan İREM’İN dediği gibi sevgi sevgiyle çoğalır.
Birazdan sana o dev İlhan İREM dinleteceğim 4 hafta boyunca her gün dinlettim ve dikkat ettim dinletmeyince huzursuz oluyordun.
Bugün içim kıpır kıpır biliyor musun içimde bir şeyler değiştiğini hissetmeye başladım eskisi kadar yorgun ve bitkin değilim kaç geceler yanında uykusuz bekledim ama inan hiç halsiz ve uykusuz değilim.
Gözlerine bakınca ben onların içini bir mabet gibi görüp yuvamızı oraya kuruyorum.
Artık aynı oda da kalıyoruz seninle hani derdin ya bana dokunduğun her yeri bir melek marifetiyle cennete çeviriyorsun diye bensiz bu oda çok ıssızdı senin için geldim birlikte cennete çevirdik bu hastane odasını.
Sen şimdi dev İlhan İREM’İ dinlemeye başla ben birazdan yanında olacağım bazı testler yapacaklarmış bıktım artık ama senin için katlanıyorum.

Ve O Dev İlhan İREM Hastane Odasın da Cızırtılı Bir 45’lik Plaktan İbrahim ve Ayşegül’e Seslenir…

YENİ BİR ŞARKI
Sen ve ben, yeni bir bestenin sözleriyiz biz
Ve yeni bir şarkı gibi bizim sevgimiz
Işıl ışıl gözlerle, cıvıl cıvıl seslerle;
Söylendikçe söylenmeliyiz
Bitemeyiz, bitemeyiz, bitemeyiz biz
Bitemeyiz, bitemeyiz, bitemeyiz biz
Sen ve ben, sen ve ben şarkı gibiyiz
Sen ve ben, sen ve ben şarkı gibiyiz biz
Sen ve ben, bir engin denizin dalgalarıyız biz
Bir güneşli sahil gibi bizim sevgimiz
Yorulsak ta yarı yolda, eğer esen bir kasırga;
Ve görünen bir sahil varsa
Duramayız, duramayız, duramayız biz
Duramayız, duramayız, duramayız biz
Sen ve ben, sen ve ben deniz gibiyiz
Sen ve ben, sen ve ben deniz gibiyiz biz
Sen ve ben, bir kağıt ve bir kalem gibiyiz
Ve doyumsuz bir roman bizim sevgimiz
Sevgi dolu sayfaları, en güzel yerinde kapatıp
Bu romanı yarım bırakıp
Gidemeyiz, gidemeyiz, gidemeyiz biz
Gidemeyiz, gidemeyiz, gidemeyiz biz
Sen ve ben, sen ve ben roman gibiyiz
Sen ve ben, sen ve ben roman gibiyiz biz…

Sana bir sürprizle döndüm ve şuan nasıl anlatsam sana bu sürprizi nasıl versem bilemiyorum bu bir mucize yaradan giderek bize mucizelerini vermeye devam ediyor.
Sen burada 4 haftadır yatarken birleri de benim içimde büyümüş :-)
Bize anne ve baba diyebilmek için sabırla sevgimizden beslenmişler hatırlıyor musun konsere kaçtığımız o geceyi hani cennet evimiz de ışık tohumları ekmiştik tarlamıza işte o tohumlar tuttu ve Allah bize iki küçük melek verdi tam 4 haftalık hamileyim.
Sevecenin sana iki melek verebilmek için hastalıkla savaşmaya söz verdi.
Birazdan ellerini elime alacağım ve karnımda dolaştıracağım ve sen uyanıp onlarla konuşacaksın…
Şimdi ellerini alıyorum ve karnımda tutuyorum babaları haydi meleklerinle konuş ve artık tam olarak bize dön.

Ve Gözlerini Yeni Bir Hayata Açar İbrahim O İki Küçük Melek Onu Yeniden Hayata Bağlar.
Ve Yine Tüm Oda Da Yankılanır O Dev İlhan İREM Melodisi İlk Uyanış…

KİMSESİZLİĞİN İÇİNDEKİ (KİM)SESSİZLİK–16-
‘’YÜREKLERİN BULUŞMASI-MELEKLERİN DANSI’’
—F İ N A L--

İşte düşlerindeki sevgililere kavuşan ve uzun bir sadakat nöbetinden sonra onca hastalığa, ayrılığa, hüzün akşamlarına dayanan ve asla yılmayan Ayşegül ve İbrahim onlar artık ayrılmamak üzere birlikteler.
Uzun ve yorucu bir tedavi aşamasından sonra Allahın verdiği kuvvet ve sabır onları hayata bağladın kuvvet sabrı doğuran aşktı… İstanbul’un kendini çok kalabalık hissettiği bir gün de kucaklaştılar bir dev sayesin de o dev İlhan İREM dev bir konser için konser bileti almayla başlayan ve ucu bucağı görünmeyen bir dağ gibi yükselen aşk herkesi kendine hayran bıraktı.
İbrahim uzunca bir sadakat nöbetinden sonra Ayşegül’e kavuştu ve o sadakat nöbeti sırasın da Ayşegül İbrahim’e daha sağlıklı görünmek için kendi elleriyle bir melek marifetiyle kurduğu cennet yuvasını yaralarını sarmak üzere terk etti.
Ayşegül bir an olsun vazgeçmedi yaşamdan ve İbrahim den… Ve İbrahim her sabah, akşam, öğlen günün her saatinde sadakat ve aşk nöbetine sadık kalarak aşka yeni bir anlam kattı Ayşegül’ e uğrayan ve içine sinen bu hastalığa gerekirse ortak olurum dedi İlahi kudret müthiş bir denge kurdu sonu yüreklerin buluşmasıyla biten.

Peki, şimdi İbrahim ile Ayşegül ne durum da merak ediyorsunuz değil mi?

Ayşegül ve İbrahim büyük aşkları sayesinde hastalığı yendiler ve Yaradan’ın onlara armağan ettiği ve edeceği güzellikleri beklemeye başladılar.
En yakın dostları ezgi sayfa sayfa not aldı Ayşegül ve ibrahim’in yaşadığı her şeyi onların her şeyleri oldu gerçek dostlar asla yanıltmaz ya hani oda Ayşegül ve İbrahim’i asla yanıltmadı her zaman kol kanat gerdi ve yanlarından hiç ayrılmadı.
Tedavileri boyunca hem Ayşegül hem de İbrahim’in yanından bir an bile ayrılmadı.
Ayşegül’ün hamilelik döneminde hep yanlarındaydı o yeni doğacak meleği beklerken yaradan yine kudretini göstererek İbrahim ve Ayşegül’e 2 küçük melek hediye etti.
Doğum beklenirken 2 küçük meleğin geleceği haberi tüm hastane koridorların da yankılandı.
Bir sürerdir cennet yuvalarında yaşıyorlardı ama hastane ile bağlarını hiç koparmadılar.
Hamilelik döneminin 3.ncü aynında yaradan bir sürpriz daha yaptı gelecek olan 2 küçük melek ikiz fakat bir kız bir erkek çocuk olarak dünyaya gözlerini açacaklardı.

—CENNETTEN GELEN MELEKERİN SESLERİ—
Büyük gün geldi çattı, nefesler tutuldu iki melek beklenmeye başlandı.
Güneşli ve kuşların daha yüksek bir sesle ötüştüğü kanatlarını cennete uçarcasına çırptığı bir cennet günüydü sanki o gün… Meleklerin dünyaya inme telaşları ve serüvenleri başlamıştı onlarda tıpkı anne ve babası gibi bir sadakat nöbetindeydi ana karnında.
O gün hastanede bir ilk yaşandı ve koridorlarda İlhan İREM şarkıları yükseldi o dev bütün koridorları meleklerin kanat sesleriyle süslemişti.
Serüvenin tamamlanmasına az kalmıştı ışık tarlasına ekilen tohumların meyve vermesi bekleniyordu artık.
Beklenen saat geldi öğleden sonra güneşin ışığıyla ısıttığı ve melekler üşümesin diye hazırladığı dünyaya iki küçük melek indi bir erkek bir kız çocuğu artık dünya da anne ve babasının yanındaydı.
İki küçük meleğin isim anneleri en yakın dostları ezgi oldu erkek melek İLHAN kız melek ise İREM adını aldı.
Büyük yürek buluşması gerçekleşmişti ve ezgiyle birlikte bu 5 kişilik aile mutluluğa doğru kanat açmışlardı geride kalan kocaman acı tatlı anılar kazanılan kaybedilen her şey bu yeni yaşam ile yep yeni anlamlar kazandı.
Artık manevi bir yolculuk başlamıştı bu 5 kişilik dev aile melekler eşliğinde bir dansa başladı ve yine ara sıra oluşacak yeni mucizelerle bizlere selamlar yollayacaklardı.
Onların bize yeni yaşamlarına geçerken son sözleri ‘’DAİMA IŞIK VE SEVGİYLE’’ OLDU.
Ve fonda çalan o dev İlhan İREM Melodisi ışık çocuklarının doğumu yankılandı tüm evrende…

Not: Hastanedeki bu yaşam mücadelesi ve iki küçük meleğin dünyaya gelmesinden sonra doğum bölümünün adı İLHAN İREM VE KÜÇÜK MELEKLER adını alarak yeni meleklerini beklemeye başladı.

KİMSESİZLİĞİN İÇİNDEKİ (KİM)SESSİZLİK–16-
‘’YÜREKLERİN BULUŞMASI-MELEKLERİN DANSI’’
—F İ N A L—
İbrahim KAPLAN – MABETH
www.MABETH.net
8 Temmuz 2009 Çarşamba

HİKÂYE BOYUNCA BIKMADAN YORULMADAN OKUYAN VE BU ANLAMLI BAZEN DÜŞSEL BAZEN GERÇEK MANEVİ YOLCULUĞA ORTAK OLAN TÜM OKURLAR HERKESE KOCAMAN YÜREK DOLUSU TEŞEKKÜRLER.

23 Haziran 2009 Salı

Sevgiliye Mektuplar - Sesli Klip

video




Bugün bana dedin ki;
"Rüyamda seni gördüm
Kalabalığın içinde öylece gerçek gibiydin
Gözlerime baktın, bir şey söylemeden
Kavuşmuştuk"

Rüyandaki ben bile sana kavuşurken
Bendeki bu ayrılık, bu uzaklık neden
Suretine hasret günlerim var
Sensizlikler biriktiriyorum
Hüzünlerimin üzerine koyarak
İçimdeki sensizliği ve sessizliği
Yaşıyorum acı dolu zamanlarımda
Kavuşacağım günü beklerken

Rüyandaki ben, bendeki sen
Uzaklıklar ayıramaz artık bizi
Zaman ve mekan kavramlarının üzerinde
İlahi bir aşk bizimkisi...

Mustafa Akbulut
Sevgiliye mektuplar
15.05.2009